Balkan tarih yazımı, Balkanlar'daki en yaygın İslamlaştırma seferlerinin I. Sultan Selim döneminde yapıldığını iddia etmeye devam eder. Balkanlar'ın daha büyük bir ölçekte İslamlaştırılmasına yönelik bir başka projenin de IV. Sultan Murat zamanında geliştirildiği söylenir.
Osmanlı Yahudilerinin büyük çapta İslamlaşması, Sabetay Sevi'den (1626-1676) adını alan Sabetaycılık hareketi ile bağlantılandırıldı. Osmanlı yönetimince de tehlikeli olarak kabul edilen Sevi, idam ya da İslam'a geçme seçenekleri ile karşı karşıya bırakıldı ve din değiştirmeyi kabul etti (1666). Yandaşlarının çoğu da arkasından İslam'a geçti ve din değiştirmelerini, sonunda dini kurtuluşa götürecek bir olaylar zincirinin parçası olarak doğrulayan, kendi kendine yeten dönme tarikatını kurdular.
Bosna İslamının kendine özgü özelliğini, söz konusu sayılardan çok, bu durum oluşturur. Bu nedenle Bosnalı Müslümanlar sık sık Müslüman ve Katolik dünyalarının arasındaki sınırda bir kale olarak belirlenmişlerdir.
Weber’in birinci tezi yani İslâmiyet’in “gufran” temeline dayanmaması
nedeniyle “çalışmanın” mağfiret temin edecek bir değer olarak ahlâkın
merkezine oturtulamadığı ve bu nedenle de kapitalist gelişime zemin
hazırlayamadığı iddiasının gerçeğe ne denli uzak olduğunu anlamak için
temel İslâmî kaynaklara bakmak herhalde yeterlidir.
Resmî Türkiye’nin 20. yüzyılın ilk yarısında göremediği bir diğer gelişme
de Türk laikliğinin de bir parçasını meydana getirdiği ideolojinin kendi
Ortodoksluğunu yaratabileceği olmuştur.