Aleksey Aleksandroviç yaşamla, karısının kendinden başka birine olan olası aşkıyla yüz yüzeydi ve bu durum ona anlaşılmaz ve mantıksız geliyordu çünkü bu yaşamın kendisiydi. Bütün yaşamını hayatın yansımalarıyla dolu memuriyette geçirmişti. Yaşamın kendisiyle her karşılaştığında ondan kaçmıştı. Şimdi uçurumun üstündeki köprüyü sakin sakin geçerken birden köprünün kaldırıldığını ve altta bir girdap olduğunu gören birinin hissettiklerinin aynısını hissediyordu. Girdap yaşamın kendisi, köprü de Aleksey Aleksandroviç'in yaşadığı o yapay yaşamdı. Karısının başka birini sevme olasılığını ilk kez aklına getirdi ve dehşete düştü.
Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel darbımeselin söylediği gibi ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim. Fakat bu mehtabın bu kadar koyu bir karanlıktan, bu kadar unutulmaz bir dakikada doğacağını aklıma getiremezdim.