Kendimizi tanıyoruz, harcadığımız tüm çabalara karşın kendimizi tanımıyoruz. Yoldaşımızı tanıyoruz, ama gene de tanımıyoruz onu, çünkü biz bir eşya değiliz, arkadaşımız bir eşya değil. Kendimizin ya da bir başkasının varlığının derinliğine ne kadar inersek, bilginin amacı bizden o kadar uzaklaşıyor. Ama insan ruhunun gizliliğine girme, «o» olan en diplerdeki öze ulaşma isteğinden kendimizi alamıyoruz.
Lula bize doğru gelmeye başlayınca, Calpurnia, “Olduğun yerde dur arap!” dedi. Lula durdu. Ama, “Beyaz çocukları buraya getirmeye hakkın yok!” dedi. “Onların kilisesi ayrı bizimki ayrı. Bu bizim kilisemiz, öyle değil mi Bayan Cal?” “Tanrı aynı Tanrı değil mi?”
Gerçekten yürekli olan bir insanı tanımanı istiyordum, Yalnız elinde silah tutan adamların yürekli olduğu gibi bir düşünceye kapılmanızı istemiyordum. İnsan çok az kazanır. Fakat Bayan Dubose kazandı. Kendine göre kimseye, hiçbir şeye borçlu kalmadan öldü. Bayan Dubose tanıdığım en yürekli insandı.”