Altı harfli bir tatlı : Meltem... Babaannemin tarif defteri, dedemin bulmacası, çocukluğumun içinden çıkan izler, sevilmiş olmanın kanıtı. Her şey o kadar da kötü değilmiş hissi... Çok bambaşka, çok kıymetli bir an...
Satın alınan güzelliklerin çoğu sahte. Sahte değil çirkin. Altın mı daha güzel, kırdaki papatya mı? En hakiki güzellikler bedava. Ben bunu penceremin önünde öğrendim. Bir milyon lira, sabahleyin gökten denize sarkan bir parıltınının güzelliğini yaratamaz.
İnsan nerdedir? En dolu, en gergin, en tam hâlinde insan, yalnız ölüm karşısındadır. Çok iyi anlıyorum bunu şimdi. Bunun için hastalanmaya da, ihtiyarlamaya da lüzum yok: Doğmak kâfi. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir tek davamızın hükmü var :Ölüme karşı.
... Orhan'ın gene başı önünde ve elleri arkasında. Fakat, evet, bu son menaj. Başını kaldırdı ve mektebin cephesinde baktı. Beş ay. Hayatımın beş ayı burada yok oldu. "Kazandığım tecrübe nedir?" Pedegoji noktai nazarında sıfır. Yalnız bir şey öğrendim ki, Pedegoji diye bir ilim yoktur. İnsan ruhunu insiyak ve temayül dilimlerine ayıran kaba bir tahlil ki derunî hayatın külçelçelerinden bihaber. Hâlbuki çocuğu da, büyüğü de, bu külçeler idare ediyor. Hiçbir temayül, hiçbir kuvvet, kabiliyet, meleke, fakülte, hiçbiri tek başına âmil değil.