Kapının önüne iner inmez hemen ceketimin cebinden tabakamı çıkartıp Mustafa abiye uzatırım. Bunu yapmaktaki gayem kallavi bir küfürden kendimi muhafaza etmektir. Çünkü çoğu zaman kapının önüne benden önce inen Mustafa abi olur. Birkaç dakika dahi olsa muhakkak bekletirim adamı. Bunu elimde olmadan yapıyorum. Nasıl oluyorsa benden önce toparlanıp aşağı inmeyi beceriyor. Kapıyı açıpta görüş alanına girdiğim anda "Bahtiyar bir kerede benden önce davran," cümlesini işitmek öğle yemeğinin ilk ara sıcağı oluyor. Bu cümlenin peşi sıra küfürlü bir sitemin geleceğini bildiğimden, hemen tabakamla gardımı alıp Mustafa abinin açığını yakalayıp nikotin yardımıyla bu tek raundluk müsabakayı kazanma uğraşına girişiyorum. Çoğu zaman uzattığım sigarayı geri cevirmesede nadiren "bu gün kahvaltı etmedim" deyip bu cazip teklifimi reddediyor. İşte bu zamanlarda ne müsabakadan galibiyet almak ne de güdümlü laflardan nasiplenmemek mümkün oluyor. Aheste adımlarla daireye birkaç yüz metre mesafedeki Çiğdem Lokantası'na doğru ilerliyoruz. Orta yaşlarda bir karı kocanın işlettiği, bizim birkaç sokak ilerimizde yer alan ticaret lisesi öğrenci ve öğretmenleinin, çevre esnafın ve bizim müdavimi olduğumuz bir yer burası. Helvacı Bacı Türbesi'ni geçince ikişer üçer kişilik öğrenci grupları karşılar önce bizi. Az sonra yemeklerin sıcaklığından buğu yapmış sarı boyalı kapıyı geçip kuyumcu tezgahındaki mücevherleri andıran yemekleri seyre dalmış halde buluruz kendimizi.