Ürünün sermayeye safi kâr olarak düşen kısmı paranın faizi ile ölçülür. Çünkü sermayedar, üretime sermayesi dışında hiçbir şey katmadığında elde ettiği tek şey bu olur.
"Kısacası, detaylara girip basit örneklere yer verecek olursak, montların, ayakkabıların ve şapkaların kısa sürede yıpranmasının terzinin, kunduracının ve şapkacının lehine olduğunu görürüz; camcı, pencereleri kıran fırtınalardan kâr eder; duvar ustası ve mimar yangınlardan kazanç sağlar; avukat davalarla, doktor hastalıkla, şarap satıcısı sarhoşlukla ve fahişe ahlaksızlıkla beslenir. Suçlar, kabahatler bitse ve davalar bir anda sona erse yargıç, polis ve hapishaneler için olduğu kadar savcı, avukatlar ve kâtipler için de büyük bir felaket olurdu!"
Tüccarın çıkarı tüketici ve üreticinin menfaati ile çakışır, bu bir gerçektir. Tüccar, üretici ile yaptığı bütün alışverişlerinde malı değerinin altında ve mümkün olan en ucuz şekilde satın almaz mı? Ve aynı ürünü, mükemmelliğini överek tüketiciye elinden geldiğince pahalıya satmaz mı? Dolayısıyla, kolektif ve bireysel olarak ticaret yapanın menfaati, üretici ve tüketicinin hatta aslında toplumun menfaatine aykırıdır.
Sadece yarın için kendini güvende hissedenler, çocuklarının sayısını gelirlerine göre düzenleyebilirler. Diğer yandan günbegün gizemli bir ölümün boyunduruğu altında yaşayan yoksullar ise kendileri olduğu gibi çocuklarını da geleceğin belirsizliğine kurban eder.
- Ne kadar istiyorsun?
- İki buçuk şilin, karım ve çocuklarım var.
- Peki, sen ne kadar istiyorsun?
- İki şilin, çocuğum yok ama karım var.
- Ya sen?
- Bir şilin ve sekiz kuruş benim için kâfidir. ne besleyecek karım ne de çocuklarım var.
- Öyleyse iş senindir!