O zaman ben bir efendinin kırbaç ve kendirinin darbeleri altında tutsak ve esir iken ben şunu istemiyorum bunu seçiyorum şunu tercih ediyorum diyordum efendi ise izin vermiyordu. Ama şimdi benim seçme özgürlüğüm var, lakin efendinin benim için belirlediği şeyi seçebiliyorum. Yani kendisi benim irademi meydana getiriyor ve ondan sonra da hadi şimdi seç diye beni özgür bırakıyor.
Zira biz, asırlar boyunca cebimizdeki delikten astarın dibine kaçmış hakikat mücevherini, her an üstümüzde taşıdığımızdan habersiz, hep dışımızda arıyoruz!
Bütün intikal ve istihale basamaklarımızda, muhtaç olduğumuz ahlak doğruluşunun bayrağını açacak terkipçi ve sistemci Türk mütefekkirlerinden hiçbir haber gelmedi.Böylece güme giden fatihlik,zaman ve mekanımızı yeniden kazanma yolunda her hamlemiz ruhta dayanıksız kaldı. Sadece dayanıksız kalmadık, en sağlam dayanağımızla ruhumuz arasındaki ulaşma yollarını tıkadık; satıhta süslenmek isterken kökte kuruduk ve nihayet son 50 yıllık misilsiz ruh ve ahlak buhranına çattık./1968
İllet,atomu çatlatmaya ve yıldızlara sun'î peyk* göndermeye kadar giden madde terakkileri yanında, insan ruhunun bütün muvâzane, huzur ve gâyesini kaybetmesi ve bütün bir ahlak, içtimai nizam ve siyasi ahenk buhranına düşmesidir
Doğunun ruhu maddesini bulamayınca, Batının erdiği madde yetkinliği bir çelmede onu yıkmıştır.Daha doğrusu,madde hâkimiyetini kuramayan Doğu ruhçuluğu,maddenin çelmesine gelmiştir.