İnce Memed için genel bir değerlendirmenin ardından dördüncü cilt için bir değerlendirme yapsam daha başarılı bir inceleme olacak bence.
Hacimsel olarak bu denli sayfalı kitaplara ve bunu yazanlara inanılmaz saygı duyuyorum. Niye diyecek olursanız da bu kadar sayfa içerisinde olay örgüsünü koparmadan, karakterleri unutmadan, es geçmeden bütünlüğü sağlamak hiç kolay değil. Ki Yaşar Kemal’in bu seriyi 30 küsür senede tamamladığı düşünülürse saygı arşa ulaşır bence.
İnce Memed serisi yani dört cilt ülkemizin Kurtuluş Savaşı sonrası, bir başka bakış açısıyla Osmanlı sonrası döneminde bir coğrafi bölgesinin insan yaşamına odaklanarak ülke insanını, köylüsünü, kasabalısını, Ankara’sını, Adana’sını muazzam ele alıyor. Tek tek bireylerin yaşamlarını bizlere anlatmasının yanında daha önceki ciltler için yaptığım yorumlarda bahsettiğim üzere köy hiyerarşisi, bürokratik hiyerarşi, bunların arasındaki ilişkiler veyahut birbirleri arasındaki ilişkiler sanki oradan bir yerden onları izliyormuşçasına canlı, kanlı anlatılıyor.
Salt bir eşkiya hikayesi olarak bakarsak bu kitaba bizim kütüphanemizdeki alelade kitaplar gibi değerlendirebiliriz. Mesela köylü ile kasabalı arasında adı konulmamış o muazzam soğuk savaş, eşkiya İnce Memed’le beyler, ağalar arasındaki o amansız mücadele, kendini Kurtuluş Savaşında mücadele vermiş bir vatanperver olarak görüp köylünün toprağını, malını, ırzını hak gören kimseler! Bunlar hala şimdi bile kabuk değiştirip farklı şekilde karşımıza çıkan çok önemli sosyolojik hadiseler.
Eşkiya İnce Memed, bu çarpık, bozuk, çürümüş düzene çomak sokan o köylülerden biri. Artık yeter diyen, ülkesini sevdiği yalanına sığınarak millete kan ağlatanlara dur diyen bir gariban.
Bu dördüncü cilt İnce Memedi, atını ve onun tüm varlığını efsaneleştiren bir cilt olmuş. İnce