Camiler heybetli ama içi boş. Ezan sesleri semada yankılanıyor da duyan yok. Meğer bize vurulan narkozun aynısı bu topraklarda yaşayan insanların da vurulmuş damarına...
Öncelikle kitabın ilk 11 bölümünü pek keyif alarak okuduğumu söyleyemem. Özellikle 3 ve 11. bölümler bitene kadar o kadar sıkıldım ki... Ama 7. bölüm ve son 9 bölüm kesinlikle daha iyiydi.
-SPOİLER İÇERİR-
Dorian'a kitap boyunca söverek okudum diyebilirim. Ona en çok değer veren iki insana -Basil ve Sibyl- karşı resmen nankörlük yaptı ve sonunda ölümlerine sebep oldu. Dorian yüzünden 4 masum insan öldü. Bu ölümlerden pişmanlık duyacağına sürekli onları suçlayıp kendini haklı görmesi beni çileden çıkardı. Belki Henry'nin laflarından etkilendiği için böyle olduğu düşünülebilir ama bence Dorian saf kötüydü. Sonunda çok daha fazla acı çekmesini beklerdim.
Basil, Dorian'a gereğinden fazla değer verdi. Kitaptaki en iyi niyetli karakterler Basil ve Sibyl’dı ve ikisi de hiç uğruna öldü. Sibyl'ın kardeşi James ve Alan'ın ölümleri ise çok ani oldu, üstünde pek durulmadı. Onların hikayede biraz daha yer almasını isterdim.
Lord Henry'e gelirsek; bazı lafları o kadar mantıklı geliyordu ki bazen diğer saçmalıklarını unutturuyordu. İnsanları süslü sözlerle kolayca etkileyen biri. Tek derdi kendi keyfi... Sayfa 49’daki şu söz Henry hakkındaki düşüncelerimi özetliyor resmen: "Lord Henry, hem pek hoş hem de korkunç derecede iç karartıcısınız. Fikirleriniz karşısında ne söyleyeceğimi bilemedim."
Özetle; kitabın yarısı gerçekten heyecan vericiydi ve sona doğru kendini merak ettirdi. Kitabı değerli arkadaşım Boris Akkan ile aynı anda okuyup bölümleri beraber tahlil etmek de işin en keyifli kısmıydı.
"Gözün de, kulağın da, dilin de tesettürü vardır arkadaşım. Hem yalnız kadınlar için değil, erkeğin de tesettürü vardır. İşte bunlar Rabbimizin emridir. Kur'an'ın ayetidir ve her Müslüman için farzdır kardeşim."