Vaktiyle İstanbul'da kamyon şoförlüğü yapan bir iş adamı anlatmıştı...
O zaman gencim, güçlüyüm, taşı sıksam suyu çıkar. Bir gün kamyonumla Reno marka bir arabaya çarptım. Suçluydum.
Adamın arabası mahvolmuştu. Para ödememek için Reno'nun içinden çıkan cılız adama bağırmaya başladım. Adam beni
sakinleştirmeye çalışıyor, bense avazım çıktığı kadar
bağırıyordum. Çok korktu. Lütfen bağırmayın, diyordu. Ben
bunu fırsat bilerek iyice abarttım ve adama yüklendim. Kırılan farımın parasını almak için bağırmaya devam ettim. Adam da
"Peki, o zaman karakola gidelim" dedi. Karakoldaki bütün
polisler arkadaşım olduğu için hemen kabul ettim ve adamı
sürüte sürüte karakola götürdüm. Dışarıdaki polislerle
selamlaştığımı gören adam iyice korktu. Komiserin odasına girdiğimizde, komiser ayağa kalktı. Kendi kendime "Ne çok
tanıdığım var!" diye gururlandım. Komiserin, "Buyurun Sayın Savcım" demesiyle. benim "Eyvah!" demem eş zamanlıydı. Rezil olduğuma mı yanayım, sabaha kadar yiyeceğim dayağa mı?
Komiser, savcıya "Ne içersiniz efendim?" deyince savcı: "Ben
bir çay alayım, arkadaşıma da soğuk bir su verin!" dedi.
Bayılmak üzereydim. Oturmamı söyledi, oturdum. Bu arada
çay ve su geldi. O çayını içti, ben de suyu içmeye çalıştım. Bir
an önce dayak faslına geçilse de bitse bu iş diyordum.
Savcı Bey çayını içtikten sonra "Gidebilirsiniz Ali Bey!" dedi.
Keşke dövseydi beni. Keşke nezarete falan atsaydı. Eminim çok
daha az üzülürdüm.
İçtiğim su halen boğazımda! Ama o gün öğrendiklerim beni
tam kırk yıldır yönetiyor.