Çok zengindiler.
Güçlüydüler.
Bilgide çok ileriydiler; bilim ve teknolojide müthiştiler.
Başkalarıyla karşılaştırdıklarında kendilerini çok farklı ve değerli buluyorlardı. Şımardılar; hak-hukuk tanımaz oldular.
Kendilerini her zaman haklı, başkaları ise her zaman haksız bulmaya başladılar.
Gerçeklerin farkında olanlar, gidişatın yanlışlığı konusunda kendilerini uyardılar: Yapmayın. Aklınızı başınıza alın. Durumunuzu düzeltin dediler.
Ama söz dinlemediler.
Gidişatlarını ve durumlarını değiştirmeye hiçbir şekilde yanaşmadılar.
Üstelik uyaranları yanılmakla ve akılsızlıkla suçlayıp; hak, hukuk, adalet, ahlak gibi şeylerin modası geçmiş saçmalıklar olduğunu savundular.
Uyarcılar, Gidişatınız kötü, düşünceleriniz yanlış; kendinizi mahvedeceksiniz. Felaketin bulutları üzerinizde dolaşıyor ama görmüyorsunuz, görmek istemiyorsunuz. Felaket gelince hiç olduğunuzu anlayacaksınız; o zaman biliminiz, zenginliğiniz, gücünüz, imkânlarınız hiçbir işe yaramayacak dedilerse de aldırmadılar.
Saçmalama, bize kim ne yapabilir. Gücümüz karşısında kim durabilir? Üstelik biz yanlış iş yapmıyoruz; bunları elde etmek için nice emekler sarf ettik dediler.
Ve bir gü ufku bulutlar sardı.
Güldüler.
Uyarıcılara gülüp; sizler azaptan bahsediyorsunuz, hâlbuki bunlar rahmet dediler.
Ama yanıldılar; rahmet dedikleri felaketti.
Bir anda her şey altüst oldu.
Sanki tüm yaşananlar bir hayaldi.
Kendilerinden geriye hiçbirşey kalmadı
Hiç yaşamamış gibi oldular.
Her ne zaman dünyayı âhirete tercih ettikleri halde, Lâ ilahe illallah derlerse, bu kelime onlara reddolunur ve Hz. Allah buyurur ki; 'Siz yalan söylüyorsunuz.'
İmamımız Ebû Hanife hazretlerinin de ticaret yaptığı pek meşhurdur. "Kadılık memuriyetini almaktan ise ölmek daha iyidir." diyerek ölümü tercih ettiğini unutma!
Davud aleyhisselam her zaman kendini halka sorarmış; "Davud'u nasıl bilirsiniz?" Halk da daima; "İyi biliriz." derlermiş. Bir gün köşe başına bir melek, insan kıyafetinde durmuş. Davud aleyhisselam bu meleğe de; "Davud nasıldır?" diye sormuş. O da usulünce; "İyi bir kimsedir. Lâkin devletin parasından yiyor." demiş. Bunun üzerine Davud aleyhisselam demircilik yaparak geçimini temine başlamış ve demircilerin pîri olmuştur.