(İncelemeyi yazmadan önce kitabın aklımda kalan bölümleri dışında bazı yerleri tekrar gözden geçirdim ve buradaki incelemelerin tamamını okudum. Çamur atanlar hemen hemen aynı çıkarımlarla birbirlerini tekrar etmişler.)
Yazmaya 14 yaşında başlayan Şule Yüksel Şenler, bazı arkadaşlarının etkisiyle namaza başlayan abisi Üzeyir Şenler'in ricasıyla Risalei Nur okuma sürecinin ardından 1965 yılında 27 yaşında tesettüre girmiştir. Eserde de olay akışına engel olmayacak düzeyde Risalelerden iktibaslara yer verilmiş.
Huzur Sokağı'ı sakinlerinin örnek yaşantılarılarının anlatımıyla başlıyoruz kitaba. Baş karakterlerden okuyuculara ilk tanıtılan, geçmişi gelecegi tertemiz olan Bilal olsa da kitabın çoğunluğunu oluşturan bölümünde Feyza ve kızının başörtüsü mücadelesini anlatan sürecin şahidi olacağız.
Ancak eserde bizim medyadan veya çevremizden görmeye, duymaya alışık olduğumuz gibi başörtülü genç kızların üniversiteden atılmaları, ikna odalarında örtülerini çıkarmaları için psikolojik şiddete maruz kalmalarından bahsedilmiyor. Yazar, Feyza'nın bilinçli bir Müslüman anne olarak kızını nasıl yetiştirdiğini, kızı Hilal'in öğretmeninden gördüğü şiddet ve baskılara rağmen, hem de her çocuk gibi öğretmenlerinden korktuğu halde başörtüsünden vazgeçmeyip bir yetişkinden daha sebat sahibi olduğunu usta bir gerçekçilikle anlatıyor.
Bu anlatılanlar kurgu olsa da hayal ürünü değil. Müslümanların çoğunlukta olduğu Bu Ülkede yaşanmış şeyler.
İncelemeye kısa bir giriş yaptıktan sonra asıl Müdafaa kısmına geçiyorum. Kitapta nelerden bahsedilmişti, insanlar nelere takıldılar, eserin ana temasını nasıl teğet geçerek gündemlerine bile almadılar hep birlikte görelim.
Huzur Sokağı'nda kimse kimsenin dedikodusunu yapmaz, hakkında kötü düşmez, haset etmez, ayıbını yüzüne vurmaz.
İlginçtir ki