Söylenenler artık birer cümle değil, alışılmış birer kaçış yolu. Her felaketin üstü “kısmet”, her suçun üstü “bir şey olmaz”, her çürümüşlüğün üstü “kader” diyerek örtülüyor. Oysa gerçek şu ki; hiçbir cinayet kader değil, hiçbir taciz normal değil, hiçbir ihmal masum değil.Kadın öldürülüyor, suçu ona yükleniyor. Çocuklar istismara uğruyor, hafife alınıyor. Engelli susturuluyor, rıza uyduruluyor. Deprem oluyor, hazırlıksızlık gizleniyor. Yangın çıkıyor, sorumlular yerine “takdir” konuşuluyor. Eğitimde hile yapılıyor, başarı diye pazarlanıyor. Her olayda suçlular korunuyor, sorgulayanlar hedef gösteriliyor.
Asıl sorun şu: Kimse neden diye sormuyor. Çünkü sormak cesaret ister. Düşünmek rahatsız eder. Ama en çok da düzeni bozar. Bu yüzden düşünen susturuluyor, hakkını arayan suçlanıyor, eleştiren dışlanıyor.
Okullar güvensizken,çocuklarkorunamazken, öğretmenler ses çıkarınca bastırılırken; onca güç, onca imkan neredeydi? Güç, halkı korumak için mi var, yoksa sessizliği sağlamak için mi?Gerçek değişmez: Adalet yoksa güven de yoktur. Sorumluluk alınmadıkça hiçbir şey “kader” değildir, sadece ihmaldir. Ve bu ihmaller, susuldukça büyür.