Said-i Nursi başta Norşinli Şeyh Hazret olmak üzere çok sayıdaki
ağa, şeyh ve Abdürrahim Rahmi Zapsu gibi alimlerle birlikte
milis kuvvetler kurarak Ruslara karşı savaşmaya başladı. Savaşta
yaralanarak arkadaşı Abdürrahim Rahmi Zapsu ile birlikte
Ruslara esir düştü.
Esir bulunduğu Rusya'dan kaçarak Berlin'e geçti ve oradan
tekrar Bitlis'e döndü. Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'i destekledi.
Hilafet'in kaldırılmasına ve yeni rejimin İslam karşıtı uygulamalarına
ise karşı çıktı.
Yeni Cumhuriyet' in bu döneminde çok radikal bir karar verdi.
Hayalının sosyal ve siyasi hareketler içinde oldukça aktif olan ve
kendisinin 'Eski Said' olarak adlandırdığı dönemine son verdiğini
açıkladı. 'Yeni Said' adını verdiği ikinci dönemde, aktif siyasetten
uzaklaşarak ilmi İslami çalışmalara ağırlık verdi ve özellikle
öğrenci yetiştirmeyi hedefledi.
Hayalı boyunca evlenmedi ve servet biriktirmeye çalışmadı.
Çok sade ve mütevazı bir hayat sürdü. 1925'teki Şeyh Said
İsyanı'ndan sonra, 1926'da, uzlette olduğu Van'dan bölgedeki
binlerce Kürt ileri geleni gibi babya sürgün edildi. Birçok kez
mahkemeye çıkarıldı ve hapsedildi. Ünlü 'Risaleler'ini 1926'dan
itibaren sürgünde bulunduğu Isparta Barla' da yazmaya başladı.
Hapis, mahkeme ve sürgünler 23 Mart 1960'ta Urfa' da ölümüne
kadar devam etti. 1960 ihtilali'nden sonra Urfa'da Hazreti İbrahim
Halil Dergahı'nda bulunan mezarı açılarak cenazesi bilinmeyen
bir yere götürüldü.
Hayah boyunca mal mülk, mevki makam ve şöhret peşinde
koşmayan Said-i Nursi'nin Urfa Tereke Mahkemesi Hakimi Özdemir
Türker tarafından tespit edilen, 23 Mart 1960 tarih ve 1960
/ 1 say�ı Tereke Tespit Zaph ibr�t vericidir. Günümüzde adeta
padişah saltanatı yaşayan birçok Islami cemaat ve parti liderinin
aksine Said-i Nursi'nin; elbiseleri, saati ve namaz ibriği gibi bir
DYP-SHP hükümeti döneminde üç bin dolayında faili meçhul
cinayet işlendi, üç bin köy boşaltıldı ve milyonlarca Kürt,
köy ve mezralarından göç etmek zorunda kaldı. Tansu Çiller hükümetinin
bu tamamen hukuk dışı uygulamaları devam etti ve
Anayasa Mahkemesi DEP'i de kapattı. DEP milletvekilleri yaka
paça Meclis' ten çıkarılarak tutuklandı. Özellikle Orhan Doğan'ın
boynundan sürüklen�rek bir polis aracına zorla sokulma sahnesi
yıllar�a hafızalardan silinmedi.
ni Nurettin Yılmaz şöyle anlatıyor:
"Türkiye Barış Derneği Davası _ nedeniyle, İstanbul'a gitmek
üzere, Diyarbakır cezaevinden ayrı lı rken, Binbaşı Esat Oktay
Yıldıran'ın bana, el indeki özel yapılmış copuyla binlerce
tutuklunun kaldığı koğuşları pencereden gösterip 'Görüyor
musun binleri nasıl ıslah ettim? Kuzu gibi oldular, yola
geldiler' dediğinde verdiğim yanıtı daha önce de belirttim,
'Zannetmeyin ki o binleri ıslah edebilmiş, yola getirebilmişsin
iz. Vurulan her cop, onur kırıcı her davranış ve hakaret, o
binlerin yüreklerinde ve beyin lerinde birer yara açmıştır ve
iz bırakacaktır. Her an patlamaya hazır birer bomba gibiler.
Binleri ıslah değil, asi hale getirdin iz. Kin, nefret ve intikam
tohumları ektiniz.
Dışkı yediri l meye ve cop sokulmaya zorlanan kişi unutur mu
o vahşeti?' Tarih beni yanıltmadı. Devlet, 12 Eylül faşist uygulamalarının
meyvesini al ıyor, ektiğini biçiyor bugün."
İç Güvenlik Amiri Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, yıllar sonra
İstanbul Ümraniye Dudullu'da bir belediye otobüsünün içinde
eşinin gözleri önünde öldürüldü. Diyarbakır 5 No'lu Askeri
Cezaevi'nde yaşananlarla ilgili çok şeyler yazıldı, çok şeyler konuşuldu.
Ancak dost düşman herkesin üzerinde ittifak ettiği bir
şey var ki o da şu: Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi olmasaydı
PKK bugünkü durumda olmazdı. Olayların halen hayatta olan
şahidi Selim Dindar da aynı kanaatte:
"Ben siyasi biri deği l im. Bu konularda birikimim yok. Ama
1 2 Eyl ül, Kürt sorununa herkesin dikkatini çekti, bu sorunu
dünyaya duyurdu. Cezaevindeki vahşet ol masaydı, Kürt
meselesi bu ülkede bu kadar erken açığa çıkmazdı. Diyarbakır
Cezaevi'ndeki insanları birer militan haline getirdi ler.
Bunların O/o 80'den fazlası dağa çıktı. İnsanın oradaki vahşeti
gördükten sonra normal yaşama dönmesi çok zordu.
'PKK hareketi 1 984'te patladı' derler ya, bu tarih, Diyarbakır
Cezaevi'nden ana tahliyelerin olduğu tarihtir.