"Bütün yemekler mazot kokardı. Özellikle pilavlara kum, kırık
ufaltılmış taş parçaları, karıştırılarak getirilirdi. Sulu yemeklerde
ise hayvan yünü, hamam böceği, fare gibi şeyler
çıkardı." 403
"Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde hastaneye veya revire çıkmak
başlı başına bir işkenceydi. Revirdeki doktor zaten açıkça
'baytar' olduğunu söylerdi. Bunu gerçekten baytar olduğu
için değ il, tutukluları hayvan olarak gördüğü için yapardı.
Hastalar dövülerek revire getirilip götürülürdü. Hastaneye
sevk edilmeyenler 'numara yapıyorlar' gerekçesiyle üç misli
fazla dövülürlerdi. Hastaneye sevk edilenler dünyanın en
büyük cezası na çarptırılmış olurlardı. Orada yatırılırsa bir
koğuşa alınarak hazır olla yatırı lır, tekmille yataktan kaldırılıp,
tekmille yatağa konulurlardı. Tuvalete çıkarılmazlardı.
Diyarbakır Cezaevi'nde işkencelere katlanarak birkaç yıl tesadüfen
yaşamak mümkündü. Ama hastanede yapılanlara bir
ay dayanan büyük bir kahraman olarak görül ürdü." 404
"Son derece sıkıntı verici bir uygulama da, seyrek de olsa
başvurulan toplu kitap okumaydı . Bu da elbet gardiyanın isteğine
bağlı. Örneğin, herkes düzgün sıralar halinde ayakta
dururken, koğuş sorumlusu 'Atatürk'ün Hayatı' adlı kitabı
satır satır ya da cümle cümle yüksek sesle okur. Her satır ya
da cümle bittikten son ra koğuşun tümü yüksek sesle söylenenleri
tekrarlar. Örneğin sorumlu okur: 'Atatürk yedi yaşındayken
.. .' Koğuş koro halinde 'Atatürk yedi yaşındayken ...
Sorumlu ' ... babasını kaybetti.' Koğuş koro hal inde ' ... babası nı
kaybetti', diye tekrar eder. Bu böyle insan ı çıldırtarak saatlerce
sürüp gid iyor. İnsanın boğazı kuruyor, sesi kısıl ıyor,
beyni zonkluyor."
"İsa çarmıha geri ldiğinde etrafındakiler sadece ağlayabildi.
Muhammed öldüğünde cesedi üzerinde üç gün iktidar tartışması
yapıldı. Lenin öldüğünde kimse kendini öldürmedi.
Ama tutuklanmam ve sonra teslim edilmem üzerine, Kürt
halkının evlatları, oğul ve kızlarının yüzlercesi kendini cayır
cayır yakarken acaba ne demek istiyorl ardı?"
Molla Mustafa Barzani ve yüz binlerce Kürt İran' a sığınarak
mülteci oldu. Barzani hastalandı. Hastalığına kanser teşhisi konulunca
oğlu Mesud Barzani'yle birlikte ABD'ye tedavi olmaya
gitti. 4 Mart 1979 günü ABD' de vefat etti. Vasiyeti üzerine İran'ın
Şino kentinde ağabeyi Şeyh Babo'nun yanına defnedildi. Mezarı
yıllar sonra ortam müsait olunca Barzan köyüne nakledildi.
Dr. İbrahim Ahmed, laik-sol çizgideki aydınların desteğini
alırken, Barzani çoğunluğu dindar ve geleneksel Kürt değerlerine
bağlı milliyetçi Kürtlere dayanıyordu. Bu ayrılıkların giderek
artması sonucu İbrahim Ahmed ve damadı Celal Talabani 1966
yılında Irak rejimi ile ittifak kurarak, Irak ordu birlikleri ile birlikte
Barzani'ye karşı savaşmaya başladılar. Bu olaya Kürt siyasi tarihinde
'66 Cahşları' olayı adı verildi. ('Cahş' kelimesi Arapça'da
'eşek sıpası' anlamına gelmektedir. Kürtler arasında Irak rejimiyle
işbirliğine giren Kürtler ve Kürt aşiretleri için kullanılmakta ve
Kürtçe telaffuzuyla kısaca 'Caş' denilmektedir. ) 1966 yılında Irak
Devlet Başkanı Abdüsselam Arif, şüpheli bir uçak kazasında hayatını
kaybedince yerine kardeşi General Abdurrahman Arif geçti.
Bu dönemde de Irak hükümeti ile Barzani arasında görüşme ve
diyaloglar devam etti, ancak istenilen neticeler elde edilemedi.