OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Sözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Said-i Nursi bu durumu Kürtlerin de bilmesini ister:
"Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul etti m. Ve Kürtlüğü lekedar
etmemek için irade-i padişahı ve maaş ve ihsan-ı şahaneyi
kabul etmedim.''
Said-i Nursi'nin hayatı boyunca en büyük arzusu; Van, Bitlis
ve Diyarbakır' da hem fen bilimlerinde, hem de İslami ilimlerde
öğretim yapacak, bir anlamda Batı ve Doğu'yu birleştirecek
üniversiteler kurmaktı. Bu üniversitelerin öğretim dili olarak da
'Arapça vacip, Türkçe lazım ve Kürtçe caiz' dir diyor ve ders verecek
öğretim üyelerinin mutlaka Kürtçe bilmelerini şart koşuyordu.
Kürtlerin kurtuluşunun ancak bu şekilde olabileceğini söylüyor
, Kürtlerin üç büyük düşmanı olarak sıraladığı fakirlik, cahillik
ve aşiretler arasındaki düşmanlık ve ihtilafların ancak bu
şekilde sona ereceğine inanıyordu. İstanbul'a gider gitmez bu
fikrini Sultan Abdülhamid' e iletti, ancak Sultan, bu fikre kuşkuyla
yaklaşarak Said-i Nursi'yi "tımarhane"ye attırdı
Said-i Nursi başta Norşinli Şeyh Hazret olmak üzere çok sayıdaki
ağa, şeyh ve Abdürrahim Rahmi Zapsu gibi alimlerle birlikte
milis kuvvetler kurarak Ruslara karşı savaşmaya başladı. Savaşta
yaralanarak arkadaşı Abdürrahim Rahmi Zapsu ile birlikte
Ruslara esir düştü.
Esir bulunduğu Rusya'dan kaçarak Berlin'e geçti ve oradan
tekrar Bitlis'e döndü. Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'i destekledi.
Hilafet'in kaldırılmasına ve yeni rejimin İslam karşıtı uygulamalarına
ise karşı çıktı.
Yeni Cumhuriyet' in bu döneminde çok radikal bir karar verdi.
Hayalının sosyal ve siyasi hareketler içinde oldukça aktif olan ve
kendisinin 'Eski Said' olarak adlandırdığı dönemine son verdiğini
açıkladı. 'Yeni Said' adını verdiği ikinci dönemde, aktif siyasetten
uzaklaşarak ilmi İslami çalışmalara ağırlık verdi ve özellikle
öğrenci yetiştirmeyi hedefledi.
Hayalı boyunca evlenmedi ve servet biriktirmeye çalışmadı.
Çok sade ve mütevazı bir hayat sürdü. 1925'teki Şeyh Said
İsyanı'ndan sonra, 1926'da, uzlette olduğu Van'dan bölgedeki
binlerce Kürt ileri geleni gibi babya sürgün edildi. Birçok kez
mahkemeye çıkarıldı ve hapsedildi. Ünlü 'Risaleler'ini 1926'dan
itibaren sürgünde bulunduğu Isparta Barla' da yazmaya başladı.
Hapis, mahkeme ve sürgünler 23 Mart 1960'ta Urfa' da ölümüne
kadar devam etti. 1960 ihtilali'nden sonra Urfa'da Hazreti İbrahim
Halil Dergahı'nda bulunan mezarı açılarak cenazesi bilinmeyen
bir yere götürüldü.
Hayah boyunca mal mülk, mevki makam ve şöhret peşinde
koşmayan Said-i Nursi'nin Urfa Tereke Mahkemesi Hakimi Özdemir
Türker tarafından tespit edilen, 23 Mart 1960 tarih ve 1960
/ 1 say�ı Tereke Tespit Zaph ibr�t vericidir. Günümüzde adeta
padişah saltanatı yaşayan birçok Islami cemaat ve parti liderinin
aksine Said-i Nursi'nin; elbiseleri, saati ve namaz ibriği gibi bir