Platon’dan Descartes’a kadar felsefi geleneğin büyük kısmı benliği, değişen niteliklerin altında yatan değişmez bir töz olarak düşünmüştür. Oysa Charlie'nin hikâyesi bu anlayışı kökünden sarsar. Zekâsı değişir, önce çok yükselir sonra sıfırlanır; belleği değişir, çocukluk anıları yeniden yorumlanır, dil becerileri dönüşür; karakteri değişir, sakin çocuktan öfke dolu bir dehaya oradan bilge bir kurbana dönüşür ve en son duyguları değişir, basit sevinç veya üzüntülerden karmaşık bir duygusal alana geçer. Eğer Charlie "değişmeyen bir öz" olsaydı, tüm bu dönüşümler yüzeysel kalırdı. Oysa romanın gücü, her dönüşümde Charlie'nin tamamen başka biri haline gelmesi, ama yine de "Charlie" olarak kalmasıdır. Bu durumu kitaptan hareketle izleyebiliriz: 163. sayfada, “Şimdi ben kimim ve neyim? Tüm hayatım mı, yoksa son birkaç ayın mı toplamıyım ben” sorusunu sorar. 171. Sayfada ise “bu deneyden önce Charlie Gordon adında birinin var olmadığını bile söylememiz mümkün değil” ifadesini kullanır. 182. Sayfada, kendimiz olmaya ne zaman başlarız sorusunu öne çıkaracak biçimde, “ben otuz yıldan fazla bir süre karanlıkta değil miydim” sorusunu kendine sorar. Daha önce anımsamadığı anıları ona geri gelmeye başladığında bu karanlık birden ışıldayacak, yerine anıların belirlediği bir benlik mi çıkacaktır. Oysa bu durumun kendisi bile, anımsayanın anımsadıklarının niteliğine koşullu olmasını gösterir. 232. Sayfada, Charlie kendisinin kim olduğunu anlama çabasının ve varlığının tüm anlamının sadece geçmişinde değil, geleceğiyle ilgili olasılıkları, yani salt nereden geldiğini değil nereye gittiğini de içerdiğini belirtir. Charlie açısından onu o yapan şeyin labirentte tutturduğu yol olduğunu belirtir. Bu anlamda kendisini bir nesne, madde ve dolayısıyla bir töz olarak değil de pek çok varolma