Arzu, tüketiciliği beraberinde getiriyor ve buna bağlı olarak, cinsellik, tüketim kültürünün bir parçası haline geliyor. Çünkü, arzunun ayrılmaz ikizi haz, genel olarak tüketimle özdeşleşebilen bir olgu. Yemek içmekten giyinip kuşanmaya, estetik tercihlere kadar her alanın hazla bir ilişkisi var. Kapitalizm ve piyasa, sürekli olarak, arzunun hazla tatmin edileceği izlenimi verecek biçimde kurgular sahneliyor toplumun karşısında. Ayrıca, tüketimin de cinselliğin de ‘tahrik’ edilen kavramlar olması, bir diğer özdeşleşme unsuru.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bütün cinsellik çağrıştıran ve cinsellik içeren görüntülerde sergilenen bir beden anlayışı var. Tanrılara, tanrıçalara ait bedenler onlar. O kadar pürüzsüz, kusursuz, o kadar tam. Onu yakalamak için insanlar çılgıncasına spora, diyetlere, estetik/plastik ameliyatlara, moda gibi, imge kazanmak gibi diğer görüntü üretme yöntemlerine başvuruyor. Kimse bedeninden hoşnut değil artık. Herkes onu değiştirmenin ardına düşmüş durumda. Bunun kaynağınıda steril cinsellikle iç içe geçmiş yeni beden sunumları hazırlıyor.
Bir kez paylaşıldıktan ve yaşandıktan sonra artık koruyucu özelliği kalmayan masumiyet asla unutulmaz; yok oluşlar ise görünen ve aşikar olandan çok daha gerçek ve kesin gelir kişiye.
Arzu karşılıklı olduğunda, dünyanın gidişini belirleyen tüm öteki anlaşmalara meydan okuyan ya da direnen iki kişilik bir sözleşmedir. İki kişinin komplosudur. Yeryüzünün ıstırabını geçici olarak erteleme fırsatı sunmaktır ötekine. Mutluluk değil (!), sadece ıstıraba karşı son derece hassas olan bedeni fiziksel bakımdan bir süreliğine korumaktan ibarettir. Her arzuda şefkat olduğu kadar iştah da vardır; göreli oranları ne olursa olsun bu ikisi bağlıdır birbirine. Gönül yarası, olmazsa olmazıdır arzunun.