...haftalar ve aylar fark ettirmeden geçip gidiyor, usulca yıllara dönüşerek ağırlaşıyorlardı. Bir sabah aynada şakaklarıma düşen ilk kırlarla karşılaştım ve gençliğimin artık beni bırakmaya hazırlandığını anladım. Fakat başkalarının gençlik dedikleri şey benden çoktan geçip gitmişti zaten. Böylece bu vedalaşmayı da özel bir acı duymadan atlattım, çünkü kendi gençliğimi bile yeterince sevmiyordum. Duygusal donukluğum kendime karşı da geçerliydi.
O dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.
Sevgiyi aşırı göstermenin varlığı olumsuz sonuçlar doğurabilir ama aşırı gösterip sonra tamamen yok oluşu çok daha acı ve tehlikeli sonuçlanabilir. Stefan Zweig her zamanki analizleyici anlatışı ile akıcı bir eser sunmuş ama söz konusu olayların etkisi bir köpeğin üzerinden anlatıldığı için, mantık eleştirilerine açık bir eser ki ben bir hayvanın bu derece kin tutup böyle kötü şeyler yapacağına inanmıyorum, belki de o köpeği insanmışcasına okumak gerek.
O muydu?Stefan Zweig · Can Yayınları · 20236,7bin okunma
Bir hayvanın bakışı en zor anlarda bir insanınkinden çok daha etkili, neredeyse diyebilirim ki konuşkan olabilir; çünkü biz duygularımızın, düşüncelerimizin çoğunu, bunları aktaran kelimelere havale ederiz, buna karşılık konuşma becerisi olmayan hayvan bütün ifadeyi gözbebeklerinde toplar.