Yaşamımızın, evrenin uçsuz bucaksız ve sonsuz fırınındaki minicik, geçici bir kıvılcım olduğunu görüyoruz. Bu ciddi ve rahatsız edici bir fikir olabilir ve şu soruyu sormamıza sebep de olabilir: “Yaptığım herhangi bir şey gerçekten önemli mi?” Aynı zamanda bu soru, muazzam bir şekilde özgürleştirici de olabilir. Evrenin anlaşılmaz, uçsuz bucaksız doğası düşünüldüğünde, eğer biz önemli değilsek, bizi rahatsız eden konular kesinlikle daha az önemlidir.
Bir toplumda ne kadar eşitsizlik varsa (zengin ve fakir arasındaki uçurum ne kadar büyükse) hemen hemen her metrikte o kadar kötü olur; akıl sağlığı, suç oranı, güven seviyesi ve eğitim performansı gibi. Dahası, bu toplumlarda kötü şeyler yapanlar sadece fakirler değildir. Zenginler de dahil olmak üzere herkes bir darbe alır. Elbette, kapalı topluluklar içinde saklanarak ve özel sağlık hizmetleri için ödeme yaparak kendilerini belli bir dereceye kadar izole edebilirler. Ama yine de korku ve güvensizliğin yoğun olduğu ve insanlar arasında gerçek bir bağdan yoksun caddelerde yaşamak zorundadırlar. John F. Kennedy’nin bir zamanlar dediği gibi, “Özgür bir toplum fakir olanlara yardım edemezse, zengin olan birkaç kişi kurtarılamaz.”
Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenme huzuru,
Değiştirebileceklerimi değiştirme cesareti,
Ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme bilgeliği ver.