Uzun zamandır kitaplığımda olan Işığın Hızı kitabını bir solukta okudum. Kitap bir yana, Çevirmen Gökhan Aksay özenli, akıcı ve başarılı çevirisi de ayrıca bende hayranlık uyardı.
Kitabı nasıl aldım, kimin tavsiyesi, nerede gördüm de aldım hiç hatırlamıyorum. Ama iyi ki alıp okumuşum. Daha önce Javier Cercas kitabı okumamıştım. Bir yazar daha eklendi listeme.
Kitap ilk sayfalarda pek akıcı değil, nasıl ilerleyeceği, hikayenin nereye gideceği konusunda hiç renk vermiyor. Yavaş yavaş merak uyandırıyor ama sonradan akmıyor, çağlıyor.
Okuduğum kitaplarda sevdiğim ressam, sanatçı, yazar, sanat eseri ya da yerler geçiyorsa ayrı bir bağ kuruyorum yazar ile. Bu kitapta da ressam Modigliani (instagram sayfamda daha önce bir tablosunu paylaştım), yazarlar Thoreau, Hemingway, klasik müzik bestecisi Dvarok (yine bir gönderiye eklemiştim, Serenade in E major, Op: 22: II. Tempo di valse dinlemenizi tavsiye ederim) isimlerinin geçmesi beni ayrı etkiledi. Yazar ile aynı zevklere sahip olmak beni daha çok bağladı kitaba. Daha öncede yazdığım gibi kitabın konusunu anlatmayı sevmiyorum.
Kitapta iki önemli karakter var, biri anlatıcı ve diğeri anlatıcının İspanyolca dersi vermek üzere gittiği üniversitede yolları kesişen Rodney. Rodney savaş karşıtı olduğu halde Vietnam Savaşı’na katılmış, savaşta birçok katliam gerçekleştiren bir timde yer almış. Katliam satırlarını okurken aklıma Han Kang’ın Jeju Adası’ndaki katliamı konu alan Veda Etmiyorum kitabı geldi. Orada da katledilenlerin yaşantısı anlatılıyordu. Kitapta yazar üstü kapalı değinmiş, siyasiler hırsları uğruna Dünya’nın öbür ucuna savaş açıp, asker gönderiyorlar, sizi hiç istemediğiniz bir savaşın içine sokuyorlar, kendileri ise hayatlarına devam ediyorlar. Bu satırları yazarken aklıma Murathan Mungan’ın yazdığı gibi “ya