Emine Uysal

Emine Uysal
@entelektuel_witch
9/10
·159 syf.··
2026 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:00
Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Reşat Nuri Güntekin’in Acımak kitabını soluksuz okudum. Bazı kitap yorumcuları 13-16 yaş arasında okunmasını tavsiye etmiş, erişkinleri aynı derecede etkilemeyeceğini söylemiş ama bence her yaşta okuyup etkilenilecek bir kitap. İyi ki de okumuşum diyorum. Hepimiz bir ailenin parçasıyız, ama aile geçmişimiz ile ilgili bildiklerimiz ne kadar doğru? Birçoğumuz bize bakım vermede en çok rol oynayan ebeveynin gözü ile görüyoruz ve hayatı onun gözünden öğrenmeye çalışıyoruz. Bu ebeveyn ağırlıklı olarak annelerimiz oluyor. Onun doğrularını doğrularımız, yanlışlarını yanlışlarımız kabul ediyor, sevdikleri sevdiklerimiz sevmedikleri sevmediklerimiz olup çıkabiliyor. Yazımın tam burası Acımak kitabının karakteri Zehra öğretmenin hikayesini anlatmanın zamanı. Zehra öğretmen idealist, kendi doğrularından şaşmayan, bir tarafı merhametli ama acımasız tarafı daha baskın, kendine has bir karakter. Aile geçmişi kayıplar ve acılarla dolu. Bütün bunlardan da babasını sorumlu tutuyor. Zehra hayatının uzunca bir dönemini babasına öfke duyarak, nefret ederek hatta yok sayarak geçiriyor. Öyle ki onu tanıyanlar babasının öldüğünü sanıyorlar. Ama bir gün babasının ölmek üzere olduğu haberini alıyor ve son vazifesini yapmak için babasının yanına gidiyor. Ne yazık ki yetişemiyor. Babasından geriye kalan bir kutu içinde birkaç eşya ile birlikte bir defter de buluyor ve defteri okumaya başlıyor. Kitabın bu kısmı su gibi akıp gitti. Zehra defteri okurken görünen ile gerçeğin her zaman aynı olmadığını anlıyoruz. Zehra öğretmen ne kadar da emindi babasının kötü, işe yaramaz biri olduğundan. Defteri okudukça doğruluğundan emin olduklarını babasından da dinlemiş oldu. Mürşit Efendi onun düşündüğü gibi biri değildi ve aslında Zehra huyuyla suyuyla
Edebiyat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
Reklam
9/10
·248 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 19:34
Uzun zamandır kitaplığımda olan Işığın Hızı kitabını bir solukta okudum. Kitap bir yana, Çevirmen Gökhan Aksay özenli, akıcı ve başarılı çevirisi de ayrıca bende hayranlık uyardı. Kitabı nasıl aldım, kimin tavsiyesi, nerede gördüm de aldım hiç hatırlamıyorum. Ama iyi ki alıp okumuşum. Daha önce Javier Cercas kitabı okumamıştım. Bir yazar daha eklendi listeme. Kitap ilk sayfalarda pek akıcı değil, nasıl ilerleyeceği, hikayenin nereye gideceği konusunda hiç renk vermiyor. Yavaş yavaş merak uyandırıyor ama sonradan akmıyor, çağlıyor. Okuduğum kitaplarda sevdiğim ressam, sanatçı, yazar, sanat eseri ya da yerler geçiyorsa ayrı bir bağ kuruyorum yazar ile. Bu kitapta da ressam Modigliani (instagram sayfamda daha önce bir tablosunu paylaştım), yazarlar Thoreau, Hemingway, klasik müzik bestecisi Dvarok (yine bir gönderiye eklemiştim, Serenade in E major, Op: 22: II. Tempo di valse dinlemenizi tavsiye ederim) isimlerinin geçmesi beni ayrı etkiledi. Yazar ile aynı zevklere sahip olmak beni daha çok bağladı kitaba. Daha öncede yazdığım gibi kitabın konusunu anlatmayı sevmiyorum. Kitapta iki önemli karakter var, biri anlatıcı ve diğeri anlatıcının İspanyolca dersi vermek üzere gittiği üniversitede yolları kesişen Rodney. Rodney savaş karşıtı olduğu halde Vietnam Savaşı’na katılmış, savaşta birçok katliam gerçekleştiren bir timde yer almış. Katliam satırlarını okurken aklıma Han Kang’ın Jeju Adası’ndaki katliamı konu alan Veda Etmiyorum kitabı geldi. Orada da katledilenlerin yaşantısı anlatılıyordu. Kitapta yazar üstü kapalı değinmiş, siyasiler hırsları uğruna Dünya’nın öbür ucuna savaş açıp, asker gönderiyorlar, sizi hiç istemediğiniz bir savaşın içine sokuyorlar, kendileri ise hayatlarına devam ediyorlar. Bu satırları yazarken aklıma Murathan Mungan’ın yazdığı gibi “ya
Işığın HızıJavier Cercas · Everest Yayınları · 202099 okunma
10/10
·120 syf.··
2025 38. kitabı
Yeni bir yazar girdi hayatıma, iyi ki de girdi. Sandor Marai’nin anlatımına ve yaratıcılığına hayran kaldım. Kusursuz bir eser dediğim kitaplar arasında yerini aldı “Mumlar Sonuna Kadar Yanar”. Bu kitabı bir gün mutlaka tekrar okuyacağım. Bakalım o zaman keşfetmediğim neler keşfedeceğim. Kitapları uzun uzun anlatmayı sevmiyorum. Bu yüzden kitap şurada geçiyor, böyle oluyor diye anlatmayacağım. Bazı ilişkilerimizde hani bir şeyler içimize sinmez, içimizde bir şüphe, bazen anlamlandırmadığımız şeyler olur ama üstünde durmayız, önem vermeyiz ya ama bir sözle, küçük bir tavırla tüm taşlar yerine oturur. Yazarında dediği gibi “Fakat günün birinde bir yerlerden ışık gelir ve bir yüzü yeniden tanırız.” General de dostu Konrad ile çıktığı son avda, akşamına eşi ve dostu Konrad ile birlikte yedikleri son akşam yemeğinde hayatının ihanetini yaşadığını fark ediyor. Tek fark eden General değil, Konrad’da General’in anladığını fark ediyor ve hayatlarından kaçıp gidiyor. Kalanın, gidenin ve bekleyenin olduğu bir hikaye bu. Ama biz kalanın ağzından diliyoruz hikayeyi. General’in Konrad ile hesaplaşması bittiğinde mumlarda sonuna kadar yanıp bitti. Nini’nin kitabın sonunda “sakinleştin mi?” sorusunun cevabı artık “evet”ti. 41 yıl 43 gün beklediği hesaplaşma nihayet gerçekleşmişti. Kusursuz bir hesaplaşma. Kitabın her satırı öyle güzel yazılmış ki, dönüp tekrar tekrar okudum. Hayatımdaki iz düşümlerine baktım. Psikolojik ve felsefi açıdan muhteşem tespitler içeriyor. Buraya kadar yazdım ve kitabı tekrar elime aldım, bir daha karıştırdım. Her satırı gerçekten müthiş, mutlaka okuyun. “Sonunda dünyanın hiçbir kıymeti yok. Kıymeti olan sadece kalplerimizde kalan.” Sevgiler
Edebiyat
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma
Bahçıvan ve Ölüm
Puan vermedi·208 syf.··
2025 37. kitabı
Ödüllü kitapları okumayı bu aralar çok seviyorum ve önem veriyorum. Okuma listeme her ay mutlaka bir ödüllü kitap ekliyorum. Bahçıvan ve Ölüm hem çok popüler bir kitap olduğu için, hem de 2023 yılı Uluslararası Booker Ödülü aldığı için radarıma takıldı. Alıp okumak da farz oldu. Gelelim kitap ile ilgili notlarıma. Kitap için büyük çoğunluk çok ağladım, içim yana yana okudum, yıkıldım gibi yorumlar yapmış. Küçük yaşta babasını kaybeden biri olarak yas sürecini çoktan geçtiğimden beni çok sarsmadı. Kitabın son sayfadaki benim için son veda niteliğindeki yazısı en çok etkilendiğim kısım oldu. Yazarın yasını ve sevdiği birinin kaybının ardından hislerini anlatışına hayran kaldım. Duygularını abartmadan, ajite etmeden, sade, sadeliğin yarattığı görkemli bir dil ile paylaşmış. Samimi bir iç dökme, veda ve sevdiğini uğurlama kitabı olmuş. Gospodinov kitabıyla ailesinin gelecek nesillerine aile tarihini de bırakmış. Tıpkı babasının geride kalanlara bahçe için notlar bırakması gibi. Aile geçmişimiz ile ilgili hikayeleri çoğu zaman önemsemiyoruz. Çocukluk ve ergenlik dönemimde rahmetli halam Romanya’dan mübadele anlaşması ile gelişlerini, oradalar yaşadıklarını, geldikten sonra mücadelelerini anlattığında hiç dinlemezdim. Aile geçmişini anlatan kişiler yavaş yavaş diğer tarafa geçmeye başlayınca anlatılanların ne kadar kıymetli olduğunu anlamaya başlıyorsun. Etrafında hala aile geçmişlerini anlatacak birileri olanlar çok şanslı. Ben maalesef bu kıymeti bilemedim. Aklıma geldikçe üzülürüm. Velhasıl kitabı beğendim, yasın dışında kalan kısmı yani babasını yad edişi beni çok daha fazla etkiledi. Kitabı bir de bu gözle değerlendirmenizi tavsiye ederim. Sevgiler
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
9/10
·192 syf.··
2025 12. kitabı
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitap Will Heinrich'in Kralın Laneti oldu. İnanılmaz sarsıcı bir eser. Okuyup bitirdikten sonra ben ne okudum dedim ve uzun bir süre üzerinde düşündüm. Henüz okumayanlar için kesinlikle büyük bir kayıp diyebilirim. İyilik ve kötülük nerede başlar? İnsan hem iyiliği hem de kötülüğü içinde nasıl barındırır? Hangisini seçeceğimize nasıl karar veririz? Aslında Abel, Joseph'in içindeki kötü tarafı mıydı? Habil ve Kabil hikayesini hep Habil tarafından dinledik ama Kabil tarafından dinleseydik acaba ne düşünürdük? Durup düşününce çok soru geliyor aklıma ileride yenilerini ekleyebilirim. İtiraf etmeliyim ki hiç beklemediğim ve düşünmediğim bir son oldu. Hep Joseph'in doktorun tavsiyesine uyup mantıklı ve doğru davranmayı seçeceğini düşünmüştüm. Hatta "şimdi tam zamanı", "hadi ama Joseph" diye içten içe sinir olmadım değil. Bazı bölümlerde çok gerildim. En nihayetinde Joseph kötülüğe karşı sessiz kalmadı, sinmedi, bu beni bir nebze sevindirdi ancak geç kaldı. Abel, okurken sık sık deccalin öz evladı dedim kendisine :) Bu kötü ruhlu karakterler ne yazık ki her toplumda varlar. Bunları yok etmenin çaresi ne hiç bilmiyorum. Eğitim, tedavi, ceza hepsi bir seçenek. Daha fazla uzatmadan kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Unutmayacağım bir alıntıyla bitirmek isterim "kötülük kötülüğü doğurur".
Kralın LanetiWill Heinrich · Jaguar Kitap · 20241,798 okunma
Reklam