Tarihçi, dünyanın uğultularından uzak, klasik fildişi kulenin içine kapanıp çalışmadığı gibi, dünyanın tutkularından azade, dondurulmuş bir odanın içinde de yaşamaz; toplumsal, kültürel ve ulusal bir bağlamın koşullandırmalarına tabidir. Kendi kişisel anılarının ya da miras alınmış bir bilginin etkilerinden kaçamaz, ama inkâr yoluna gitmeden, bunlarla arasına eleştirel bir mesafe koymaya çabalayarak özgürleşmeyi deneyebilir. Bu perspektif içinde onun görevi bireysel, kişisel ve kolektif belleğin içini boşaltmak değil, onu belli bir mesafeye yerleştirmek ve daha geniş bir tarihsel bütüne dahil etmektir. Demek ki, tarihçinin çalışmasında, araştırma konusu seçimini, yaklaşımını, konuyu işleme biçimini yönlendiren ve bilincinde olması gereken bir aktarım payı vardır.
Sayfa 35 - İletişim yayınları