Demek ki Bulantı bu: Kör edici apaçıklık? Üzerine kafa patlattım! Yazılar yazdım! Şimdi biliyorum: Varım -dünya da var- ve dünyanın var olduğunu biliyorum. Hepsi bu. Benim için önemli değil. Benim için hiçbir şeyin önemli olmaması çok acayip, korkuyorum bundan.
Salona şöyle bir göz atıyorum ve içimi şiddetli bir tiksinti kaplıyor. Ne işim var burada? Ne diye kalkıp hümanizm üzerine konuştum? Bu insanlar niçin burada? Neden yemek yiyorlar? Var olduklarının farkında olmadıkları besbelli. Çıkmak, herhangi bir yere gitmek istiyorum. Gerçekten kendi yerimi bulacağım, içine yerleşeceğim bir yere… Ama benim yerim diye bir şey yok; ben fazlalığım.
Anti-entelektüalizmi, Maniciliği, mistisizmi, pesimizmi, anarşizmi, egoizmi sindirmiştir: Bunlar sadece birer aşamadır, tamamlanmamış düşünceler gerekçelerini ancak hümanizmin içinde bulur. Bu kalabalığın içinde, insanlardan nefret eden kişi de yerini bulur: O, bütünün uyumunu sağlayacak bir uyumsuzluktan ibarettir. Başkalarından nefret eden kişi bir insandır, öyleyse hümanistin de belli bir yere kadar başkalarından nefret etmesi gerekmektedir. Ama nefretini dozunda kullanan bilimsel biz mizantroptur o. İnsanlardan, onları sonrasında daha iyi sevebilmek için başta nefret etmiştir.
“Anlam verilmek istenirse, hayatın bir anlamı vardır. Önce hareket etmek, bir işe girişmek gerekiyor. Daha sonra düşünülürse zarlar atılmış, insan bağlanmış olur. Bilmem, bu konuda ne düşünüyorsunuz mösyö?”
“Düşünüyorum da,” diyorum gülerek, “hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa var olmaya devam etmemiz için hiçbir ama hiçbir sebep yok.”