Her gün cesedine biraz daha benziyor. Tecrübe dedikleri bu işte. Tecrübelerin, ölüm koktuğunu sık sık düşünmem de bu yüzden; onların son savunmasıdır bu.
Ben geçmişimi nerede saklayacağım? Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız; onu koyacak bir eviniz olmalı. Benim gövdemden başka bir şeyim yok; yapayalnız bir adam salt gövdesiyle anıları saklamaktan keyif alamaz. Anılar üzerindn geçip gider onun. Ama yakınmamalıyım: Sadece özgür olmak istemiştim ben.
Şu serüven duygusu katiyen olaylardan gelmiyor: Kanıtlandı. Bu daha ziyade anıların art arda geliş biçimine bağlı. Nasıl olduğunu anlatayım: Ansızın zamanın akıp gittiğini, bir anın ötekine, onun da bir diğerine götürdüğünü, her anın kaybolup gittiğini, onu durdurmaya kalkmanın boş olduğunu falan hissederiz. O zaman bu özelliği, anların içinde ortaya çıkan olaylara atfederiz; yani biçime ait olanı öze veririz. Şu durmadan sözü edilen zaman akışını görmeyiz. Ara sıra kadını ihtiyarlarken göreceğimizi düşünür, onunla birlikte yaşlanacağımızı hissederiz: İşte serüven duygusu budur.
Hiçbir şey değişmedi fakat yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum. Bulantı’ya benziyor bu, ama aynı zamanda tam tersi: Sonunda başımdan bir serüven geçiyor. Kendimi sorguya çekince bunun, kendim olmaklığım ve burada bulunmaklığım olduğunu görüyorum.