Doğduktan kısa bir süre sonra zengin akrabalarına evlatlık verilen Arminuta’nın (geri verilen kız) hikâyesi. Yıllar sonra hiçbir açıklama yapılmadan gerçek ailesine geri gönderilir. Bir anda alıştığı hayattan kopar ve bambaşka bir dünyaya düşer: yoksulluk, kalabalık bir aile ve hiç tanımadığı kardeşler.
Kitap boyunca Arminuta iki hayatın arasında kalır; ne büyüdüğü eve ne de geri gönderildiği aileye tam olarak ait hisseder. Ama bu yeni hayatın içinde özellikle kardeşleriyle kurduğu bağ çok güçlü bir yere dönüşür.
“Benim canım kız kardeşim. Gerçek olamayacak kadar güzel, sarp kaya-liklarda bir avuç topraktan fışkıran çiçeğe benzeyen kardeşim.
Direnmeyi ondan öğrendim. Birbirimize benzemesek de ikimizin de bu dünyada varoluş sebebimiz aynı. Birbirimize ömür boyu arka çıkmak.”
“Bununla beraber üzgün zamanlarımda kendimi hep unutulmuş hissederdim. Beni düşündüğü falan yoktu. Bu dünyada var oluşum artık bir anlam ifade etmiyordu. Anne kelimesini yavaş yavaş yüz kere tekrar ediyordum, ta ki artık anlamını yitirip sadece bir ağız jimnastiği haline gelene dek. Yaşayan iki annenin biricik yetim kızıydım. Biri beni daha ağzımda sütü kurumamışken evlatlık vermişti, diğeri de beni on üç yaşımda ilk anneme iade etmişti. Ayrılıkların, yalancı ya da gerçeği söylemeyi reddeden akrabaların, mesafelerin kızıydım. Kimin kızı olduğumu artık bilmiyordum.”
Kitabı bitirdiğimde en çok hissettiğim şey şu oldu: Adriana’ya ve Giuseppe’ye sıkıca sarılmak…
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,130 okunma
Bahçıvan ve Ölüm, yas, baba/oğul ilişkisi, hafıza, zaman ve vedalaşma üzerine çok incelikli ve sarsıcı bir kitap. Roman, ölüm gibi ağır bir konuyu büyük cümlelerle değil; gündelik hayatın içinden, küçük hatıralar, kırgınlıklar, eksik kalmış sevgiler ve geç fark edilen duygular üzerinden günlük tarzında anlatıyor.
“Babam beni pek sevmezdi, diyor bir arkadaşım. Bir bakıma tüm kuşağımızın paylaştığı bir duygu bu. Babalarımız bizi pek şımartmazdı, bu bir gerçek, şımartmak annelerimizin ve büyükannelerimizin ayrıcalığıydı. Bulgarca ve matematik ödevlerimizi kontrol etmezlerdi. Babam sadece el işi ödevlerimde, terlik şeklinde bir iğnelik, demir bir şamdan ya da kaynayan kazandan sıcak kavanoz çıkarmak için metal maşa gibi süper pratik bir şey yapılması gerektiğinde yardım ederdi. Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onlara da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti. O garip zinciri ancak torunları aşabiliyordu.”
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Bir kadının hayatı boyunca maruz kaldığı sistematik şiddeti, sömürüyü ve toplumun ikiyüzlülüğünü son derece çarpıcı bir şekilde ortaya koyan sarsıcı bir eserdir. Roman, küçük yaşlardan itibaren tacize, tecavüze ve fiziksel şiddete maruz kalan Firdevs’in yaşam hikâyesini anlatır. Çocukluğundan itibaren erkek egemen bir düzen içinde değersizleştirilen Firdevs, zamanla toplumun ona sunduğu tek seçeneklerden biri olan fahişeliğe sürüklenir.
“Erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az pařa ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Butün kadınlar, oyle ya da böyle, tahişeydiler. Ben akıllı olduğumdan, köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim.”
“Boynuz Burnu’nda küçük bir yelkendeyim. Deniz beyaz, siyah yelkenleri indirdim. Kamaranın dibine çömeldim, ellerim arasına aldım. Ortalığın yaşanmasını bekliyorum, iyiyim ve yaşaçığına inanıyorum. Fırtınalar kar gibi sonsuz değildir.”
Partnerini kaybetmiş bir adamın kısa günlüğünü okuyoruz.
DulJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20256,6bin okunma
“Ruhun gerçekten karanlıklar içine düştüğü gecede saat daima sabahın üçüdür.” cümlesi bence kitabın kalbi gibi. O saat; uykusuzluğun, yalnızlığın, düşüncelerin en çıplak hâlinin zamanı.
Güzel sıcak bir hikaye!!
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,999 okunma