Ama yaşayan insani, ölü bir resim ya da
cansiz bir madde gibi tanimlamak mümkün olmaz. Kisinin
karakteri, davranis bicimi ve yasam anlayisi üzerine bircok
sey söylenebilir ve bu söylenenler, o kisinin psişik yapisinin
anlasilmasina önemli katkilar yapabilir. Ancak o kisinin tüm
benligini, bireyin o tek basinaligini, bir kereye özgülülüğünü
ve “öyle olusunu” tam olarak kavramak hicbir zaman mümkün degildir. Kisiler, kendi parmak izleri gibi öylesine farklı,
bir kerelik ve cesitlidirler ki, onlar duygu ya da sezgi yoluyla bile tam olarak anlamak imkan dışıdır. çünkü birbirinin ayni olan iki insan yoktur dünyada. Bu ayriligi ve farkliligi
ortadan kaldirabilmenin tek yolu, kisilerin birbirleriyle canli
iliskilere girismelerinden ve hep birlikte yaşam dansina ve
o akişa katilmalarindan gecer. Bu yolla bile tam bir karşılıklı
özdeşliğe ulasilabilecegini sanmak yanıltıcı olur. küçücük
bir davranis bicimini bile tam anlamiyla tanimlayamayiz.
Mona Lisa’nin gülümseyişi üzerine sayfalarca yazi yazabiliriz ama o gülücüğü sözlerle yakalayamayiz hiç.Aslinda
herkesin gülümseyişi (sahte, maske olarak kullanilan ve klişelesmis gülümseler dişinda) Mona Lisa’ninki kadar bir
kereliktir ve tanimlanamaz. Bir insanin gözlerinde beliren
piriltida,yürüyüşünde, yüzündeki bir degisiklikte ya da ses
tonunda olusan degişmelerde beliren sevincini, nefretini, ilgisini, hayranligini veya kendini begenmisligini sözcüklerle
tanimlamak ya da tam olarak anlatmak, hicbir zaman mümkün olmayacaktir.