Yavuz Sultan Selim Han zahirde hilafetin sultanı, bâtında ise velilerin edepli bir talebesiydi. Devletin en kudretli hükümdarı olmasına rağmen, meşayıh-ı kiramın huzurunda daima tevazu elbisesine bürünür, diz çöküp ellerini bağlar, gönlünü teslim ederdi. Zira onun nazarında siyaset şeriatın hizmetinde; sultanlık ise velayetin gölgesindeydi. Hilafeti devraldığı günlerde, İstanbul'a döner dönmez ilk işi, alimleri ve velileri davet ederek şöyle demek oldu: "Hilafet kılıçla değil, dua ve himmetle taşınır. Benim saltanatım, sizin duanızla ayakta durur."