Tahsil ve eğitimden başlamak üzere her şey adi ve sallanır durumdadır. Herkes sorumluluktan korkuyor, kaçıyor, her türlü hataya korkakça hoşgörü gösteriyor. İnsaniyetçi moda almış yürümüştür. Doğru yoldan çıkarak, suistimallere nefsimizi yavaş yavaş teslim edip şahıslara ihanet ederek, binlerce kişinin geleceği feda ediliyordu.
Halka yalan söylemek ve yalana inandırmak, onu zehirlemek için istifade edilen ve herhangi bir cezadan sıyrılan yöntemlerin uygulanması için basın özgürlüğü tabiri kullanılır.
Hiç şüphe yok ki birtakım vicdansızlar her zaman bulunur. Böyleleri aynı zamanda dini, kendi karanlık siyasi görüşlerine alet ederler. Fakat şunu da unutmamalı ki dini veya mezhebi kendileri için suistimal edenler yüzünden din ve mezhepleri sorumlu tutmak doğru değildir. Bu adi kişiler, kendi adi çıkarları için suistimal edecekleri başka kurumlar varsa hiç çekinmeden onları da istismar ederler. Parlamentoda böyle boş kafalı bir kişi kalkar, kendi siyasi menfaati için dini suistimal ederse bu hareketini haklı gösterecek fırsatı nimet sayar. Eğer böyle birinin şahsi ahlaksızlığından dolayı din ve mezhep sorumlu tutulur ve bu kurumlara saldırılırsa, o kişi artık herkesi kendine şahit tutar. Kendi hareketinin ne kadar haklı olduğunu ve dinin kurtarılması gerektiğinden kendine minnet duyulması gerektiğini ileri sürer. İşi böyle yaygaraya boğan insanın kargaşaya sebep olduğunu kimse fark etmez. Veya hafızası zayıf olan toplum bunları hatırlamaz. Böylece adi herif hedefine ulaşmış olur.
Bu arada biraz da hükümet üyelerinin dehasından bahsedelim: En önemli ekonomik konu öyle bir heyet tarafından incelenip karara bağlanacaktır ki o heyete dahil olan insanların arasında zamanında iktisadi siyaset yapmış olanların sayısı onda biri bile bulmaz. Ekonomi, bu konuda herhangi bir fikri veya bilgisi olmayan kişilerin elinde kalır. Bu iddialar karşısında belki şöyle denebilir: Her milletvekili bütün konuları kapsayan bir bilgiye ve yetkiye sahip olamaz. İşte o zaman kendi hareketine ışık tutan partisiyle beraber o meselede oy kullanır. Veya şöyle denebilir: Partilerin komisyonları vardır. O komisyonları uzmanlar herhangi bir konuda aydınlatabilirler. Bu ispat ilk bakışta akla uygun gelebilir. Fakat o zaman başka bir sonuç ortaya çıkar: Eğer herhangi bir devlet meselesinde bir karar almaya birkaç uzman aklı ve bilgisi yeterli geliyorsa, seçimle gelen beş yüz adama ne gerek vardır? İşte konunun aslı budur. Şimdiki demokratik idare şekli, zeka sahibi yönetici vasıflı kişilerden meydana gelen bir meclis oluşturmayı hiçbir zaman düşünmez. Daha çok basit kişilerden kurulu bir "siyasi oyuncular" grubunu oluşturmaya kalkar.
Okullarda tarih dersi çoğu zaman layığıyla öğretilmez. Öğretmenler, tarih dersinin amacının yalnızca tarihleri ve olayları öğretmekten ibaret olduğunu sanmaktadır. Bir öğrenci için savaşın başlama ve bitiş tarihini bilmek önemli değildir. Tarih okumak, tarihi olayları doğuran ve gerektiren şeyleri öğrenmek ve araştırmaktır. Esas beceri şuradadır: Esaslı olanı saklamak, teferruatı ise unutmak.