Eray Erdoğan

İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır. Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır. Aşklar, alkol, nikotin, ahlaki değerler, uyuşturucular... Hepsi de birer pranga olabilir her an, insanın ayağına. Zevk veren prangalar. Ortak özellikleri, varlıklarının verdikleri zevkin uzun bir süre sonra hissedilememesi, yokluklarının ise derhal kalpte bir ağrı yaratmasıdır. Bağımlı insan atlı karıncaya binmiş gibidir. Ne bir varış noktası, ne de bir ilerleme vardır hayatında. Herkes ilk başladığı yerde, midesi kaldırana kadar döner durur... Yıllarca uğraştım hepsinden vazgeçmek için. Yıllarca teker teker vücudumu ve beynimi kaplayan bu kabukları soydum. Ama her erken koparılmış kabuk gibi izleri kaldı zihnimde.
Sayfa 514 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çok zor geliyor hayata ayak uydurmak. Ayağım kayıyor. Her yer çok kaygan. McDonald's'ta duran, üzerinde "Dikkat! Kaygan zemin!" yazan sarı plastikler geliyor gözümün önüne. Dünya, üzerinde durulamayacak kadar kaygan. Nasıl sallanan bir sandalyenin üzerinde ayakta durmak imkansızsa, dünyada da ayaklarımızın üzerine basmak çok zor. Ancak yere yatarsak düşmeme ihtimalimiz var...
Sayfa 502 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Ben kimseden hoşlanmazdım. Ya aşık olurdum ya da nefret ederdim eskiden, ama şimdi bu orta şekerli lafları da öğreniyordum yavaş yavaş. Hayat, mütevazı duyguların mütevazı sıfatlarla anlatılmasından ibaretti. Sözünü kesmem gerekiyordu: "Ama önce bir konuyu halletmeliyiz. Kaybolduğum yıllar içinde neler yaptığımı sormayacaksın. Çünkü anlatmaya hazır değilim. Eğer bir gün onlarla yaşamayı öğrenebilirsem, ben sana anlatırım, sen daha sormadan. Kabul ediyor musun, son on yılımı merak etmemeyi?" Tabii kışkırtıcı bir paragraftı söylediğim. Hayatımın üçte birini sır olarak görüyor olmam pek hoş değildi. Ve Melis ürkebilirdi şartımdan. Ama gözlerimin rengi de, sokaktaki her adamda yoktu. Fazla düşünmeden yanıtladı. Gençti ve önemsemiyordu geçmişi çünkü gücünden haberi yoktu! "Tamam. Anlaştık!" dedi. "Sen anlatana kadar ben hiçbir şey sormayacağım. Ama benim de senden bir isteğim var. Bana güvenmeni istiyorum. Lüten, hep dürüst ol bana karşı." Çocuk saflığında başlayan ilişkimiz, küçük esnaf pazarlığına dönüşüyordu. Sen şu kadar ver, ben bu kadar vereyim! Aşkın mantıkla yoğrulduğu çelişkili bir dönemde yaşıyorduk. Tabii ki çıkarlar grafiği çizilecekti kalplerin yanına. Şaşırmamalıydım, yirmi üç yaşındaki kızın benden çok şey istemesine. Daha kendine güvenemeyen benden, kendisine güvenmemi beklemesi imkansıza yakın bir arzuydu. Ama yalan söylemek o kadar zor olmadı. "Ben de senin gibi düşünüyorum. Birbirimize karşı hep dürüst olmalıyız. Ancak bu şekilde mutlu olabiliriz."
Sayfa 493 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Zevk ve acı. Hayatın anlamı. Merak edilir, sorulur her yerde. İşte söylüyorum! Hayat, ölene kadar hissedilen zevklerden, çekilen acılar çıkarıldığı zaman geriye kalandır. Hayat = zevk - acı. Sonuç pozitifse yaşamışsındır hayatı. Negatifse ölmüşsündür doğduğun gün. Tabii bir de sıfır ihtimali var. Bu durumda ise zamanın yetmemiştir hayatı anlamaya. Erken ayrılmışsındır partiden, göremeden sonunu… Böyle düşündüm ben yıllarca. Ne kadar eksik oysa! Ne kadar ilkel. Ne kadar korkunç. Nasıl bir insan kendini bu denli aza indirebilir? Nasıl, sadece iki zıt elektronik sinyalin bütün varlığına hakim olmasına izin verebilir?.. Sorular Çinliler gibi. Milyarın üstünde.
Sayfa 423 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Bir şekilde, bütün acıları gördüğümü, bütün hıçkırık cinslerini duyduğumu düşünüyordum. Sanki, dünyayı bacaklarının arasından çıkarmış bir kadın gibiydim. Her yerini ve her şeyini biliyordum, doğurduğu bebeğini tanıyan bir anne kadar… Her şeyi bildiğim için vasiyetimde tek bir cümle olacaktı: “Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm!”
Sayfa 380 - Doğan Kitap·Kitabı okudu