"Aşk olsun abi sen..."
"Öyle bi' insanım evet. Hatta çok daha kötü şeyler yaptım. Çünkü annem öldüğü gün anladım ki, hayat düz bir çizgide akıp gitmiyo. İnişlerin çıkışların olucak. Kaçacaksın, kovalanacaksın, yorulsan da durmayacaksın. Sonra Zeynep'i gördüm. O beni görmedi. Ama görmese de anladı beni. Oturdu dinledi. Anlattı dinledim. Hiçbir şey görmüyo Zeynep. Düz bir çizgi bile yok hayatında. Onun hak ettiği hayat bu değil. Çok daha fazlasını hak ediyo. O yüzden televizyonları çaldım. O yüzden tefeciden para aldım. Ama ne yaptıysam yetmedi. Ameliyatı için gereken parayı bir türlü bulamadım."
“Konuşmasına izin vermedim. Arkama bile bakmadan yürüdüm gittim. Ben de herkes gibi ne kadar büyük bir kaybeden olduğumu düşünmeden, küçük zaferler peşinde koşuyordum. Son sözü söyleyenin tartışmayı kazandığı, daha çok bağıranın haklı göründüğü, daha çok rağbet edilenin başarılı sayıldığı bir dünyada yaşıyorum.”
“ İsmail Abi hepimizden önce koştura koştura girdi içeri. Koca adam çocuk gibi dolanıyordu etrafımızda.
“Hamburger de yeriz di mi Mecnun?”
“Yeriz tabii abi, niye yemeyelim?”
Ah be İsmail Abi. Ne vardı çocuk gibi sevinecek? Bu dünyada en çok çocukları üzerler be abi. Buz pistinin kaldırıldığını görünce yıkıldı koca adam. Utanmasa oturup herkesin içinde çocuk gibi ağlayacaktı.
“E buz pisti yok Mecnun.”
“Erimiştir abi. Güneşli ya tabii şimdi hava haliyle. Kışın yine geliriz, o zaman kayarız.”
“Trenle gelelim mi kışın?”
“Gelelim tabii abi” “