Eray Üçler

Eray Üçler
@eray3ler
CASSIO Sen tut sarhoş ol! Ağzından çıkanı kulakların duymasın! Önüne gelene dalaş! Kabadayılığa soyunup küfret! Sonra da gölgenle saçma sapan konuş! Ey şaraptaki görünmez ruh, adın yoksa eğer, sana şeytan desinler.
Edebiyat
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
IAGO Şöyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçıvanı, ister ısırgan dikersin, ister kekik, ister hıyar yetiştirir, kabak ekersin, bahçeni ya tek bir bitkiye ayırabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin, Yeter ki sen iste! Bahçenin kısır kalması da elinde, verimli, bakımlı olması da. Bunların hepsini yapmak irademize bakar.
Edebiyat

Eray Üçler

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
2023 8. kitabı
William Shakespeare
8.2/10 · 26,8bin okunma
Macellan Başladı Elcano Bitirdi :)
Juan Sebastian del Cano (Elcano): Macellan'in 1519 yılında İspanya'dan yola çıkan ve yarım kalan seferini 1522 yılında tamamlayarak tekrardan İspanya'ya ulaştıran denizci ve İspanyol kâşiftir. Karaya çıktıktan sonra dönemin İspanya Kralına yazmış olduğu mektup şöyledir; Majesteleri, Cape Verde (Yeşil Burun Adaları) adalarında on üç (13) denizci arkadaşım Portekizliler tarafından esir alınmıştır. Sizden ricamız on üç (13) arkadaşımızın kurtarılmasıdır. Bu arkadaşlarımız majestelerinden bir şey beklememektedirler. Onlara "DÜNYANIN YUVARLAK OLDUĞUNU İSPAT ETMEK YETER"
Coğrafi Keşifler
Nasyonal Sosyalizm ve Adolf Hitler
Bir otelde kendine ait bir oda Aslında kulağa çok insanca geliyor, öyle değil mi? Ama inanın ki, bizim gibi 'seçkinleri' yirmişerli gruplar halinde buz gibi barakalara tıkacakları yerde epey iyi ısıtılmış, tek kişilik otel odalarına yerleştirmekle, bizler için yalnızca insani olmakla ilintisiz, fakat çok daha ustaca bir yöntem geliştirmiş oldular. (Sayfa-37) Bu otel odası sisteminin ne kadar şeytanca, psikolojik açıdan ne kadar öldürücü biçimde düşünülmüş olduğunun farkına ancak şimdi varıyordum. Toplama kampında belki insan elleri kanayana ve ayakkabıların içindeki ayakları dolana kadar el arabasıyla taş taşımak zorunda kalıyordu, iki düzine insanla berbat bir kokunun içinde, soğuktan donarak yatıyordu. Ama öte yandan insan, yüzler görebiliyordu, bir tarlaya, bir el arabasına, bir ağaca, bir yıldıza, herhangi bir şeye, ne olursa olsun, herhangi bir şeye bakışlarını dikebiliyordu, oysa burada insanın çevresinde hep o aynılık vardı. Burada dikkatimi düşüncelerimden, sınrılarımdan, hep aynı şeylerden ayırabilecek hiçbir şey yoktu. Ve amaçladıkları da zaten özellikle buydu düşüncelerimi yutacak, yutacaktım, ta ki boğulana ve sonunda onları kusmaktan başka çare bulamayana kadar, her şeyi söyleyene, istedikleri her şeyi söyleyene, kanıtları ve insanları teslim edene kadar. (Sayfa-41)