Ana (Ane), Bağdat yakınlarında bir “yar”ın yani uçurumun ismidir. Geçilmesi zor ve çetin bu yar için “Ane gibi yar olmaz.” ifadesini kullananlar, Bağdat’ın güzelliğini bu tezada ekleyerek “Bağdat gibi diyar olmaz.” şeklinde tamamlamışlardır cümlelerini.
Gel zaman git zaman sözün aslı unutulmuş ve bugün, bizi dünyaya getiren, şefkatle büyüten annelerimize atfedilmiştir. Elbette fena da olmamıştır, zira bu haliyle de güzel bir mana ifade etmektedir.
Hanımı ve anasının kavgalarından kahrolarak ölen Halil Ağa isminde bir adamın vasiyetiyle İstanbul Merkezefendi Mezarlığı’ndaki kabir taşına şöyle yazıldı:
Karı dırıltısından ölen Es-Seyyid Halil Ağa Hicri Sene 1260 (1844)
Mikrobun varlığını dünyada ilk defa keşfeden ve bununla ilgili bir kitap yazarak 33 hastalığı şifaları ile birlikte veren kişi Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddin (ks) hazretleridir.
Abdülhak Hamid, bir gün Beyoğlu’nda kendi adı verilmiş olan bir sokaktan geçerken içini çekerek şöyle demiş:
—Aah, ne olurdu şu sokağa benim adımı vereceklerine, buradan bana bir ev verselerdi!
Meşhur Derebeyi Çapanoğlu, konağında otururken bir mollacık gelip yanına çıkmak istediğini söyledi. Kapıdaki nöbetçi ziyaret sebebini sorunca:
—Ben Hac’dan geliyorum. Yanımda zemzem suyu ile yıkanmış bir kefen var. Onu hediye olarak takdim edeceğim, cevabını verir.
Ancak nöbetçi, ağanın böyle işlerle rahatsız edilemeyeceğini ileri sürüp içeriye bırakmadı. Molla ise ısrar etti. Sonunda iş büyüdü. Gürültüyü duyan Çapanoğlu pencereden:
—Ne oluyor aşağıda, bu gürültü nedir? diye sorunca, nöbetçi şu cevabı verir:
—Ağam, bir molla hediyelik kefen getirmiş. Ölür müsün, öldürür müsün?