Göbeğimi kaybettim sandım. Kantara çıktım; bir, bir buçuk kilo eksilmişim. “Erimişim.” diyecektim ama… Zayıflayabilmek için daha kaç fırın ekmek yememem lazım, bilmiyorum. Sabah akşam yürüyüşler, beyaz ekmekten, şekerli içeceklerden, en çok da tatlılardan uzak durmak… İnsan üzülüyor, ağrına gidiyor. Açım, mutsuzum; tokum, yüzüm gülüyor. Ne zaman karnım toksa, yeminler ediyorum, diyete başlıyorum. “Tok, açın hâlinden anlamaz.” derler ya… Aç kalınca da, “Sanki açın mezarı mı var? Aman, sen de… Yiyeyim, içeyim.” diyorum. Erbil
Nadir Şah Nadir Şah Afşar (22 Ekim 1688, Dergez - 19 Haziran 1747, Fethabad), Afşar İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Türkmen şahtır. Azerbaycan ve İran tarihlerinin en güçlü hükümdarlarından biri kabul edilip, 1736'dan 1747'deki suikastına kadar Afşar İmparatoru ve İran şahı olarak hüküm sürmüştür. Batı Asya, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya'da birçok seferde savaşmıştır. Askeri dehası nedeniyle, bazı tarihçiler onu İran'ın Napolyonu veya İkinci İskender olarak tanımlamıştır.İran, Azerbaycan, Hindistan'ın kuzeyi ve Orta Asya'nın bir bölümünü içine alan büyük Afşar İmparatorluğunu kurdu. Afganlar, Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu'na karşı zaferler kazandı. Nadir Şah, Asya'nın son büyük fatihiydi. Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu arasında Afşarlar'ı yeniden saygın bir yere getirdiği için övülür. Kaynaklarda Nadir Şah'ın, teşkilatçı, cesur, zeki ve çok enerjik bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Farsça'yı çok iyi bildiği halde Türkçe'yi (Çağatayca) kullanmayı tercih etmiştir. Hatta Çağatayca Türkçesi ile yazılmış yarlığı mevcuttur. Hindistan'da Karnal Muharebesinden sonra Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'la, Nadir Afşar arasındaki görüşmede iki hükümdar Türkçe konuşmuşlardır. Nadir Şah, Safeviler'in aksine Şia'yı Caferilik ismi altında dört Sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak istemiş ve bu amacı onun iç ve dış politikasının temelini oluşturmuştur. Nadir, Horasan'daki Abiverd hudut bölgesinde yaşayan Afşarlar'ın “Kırklu/Kıruklu” obasına mensuptur. Obasının kış için göçü sırasında Dasgird/Dergez köyüne ulaşıldığında doğdu. Babası İmam Kulu Beğ oğluna Nadir Kulu adı verdi. İmam Kulu Beğ hakkında kaynakların bazılarında deriden elbise dikicisi veya kürkçü olduğu, bazılarında da çoban olduğu söylenmiştir. Küçük yaşta babasını
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bekleme olur mu, Filbahriler koksun. Aklında durur mu, Kalbinde yoksun… Zamanı gelir çuhaların, Açar bir bir, Belki kabul olur duaların, Kim bilir… Mevsimi bekle balkonlarda, Açar hercailer, Sonra menekşeler onlarda, Hepsi gelir… Toprağa gömdüklerin, açarlar rengarenk. En çok sevdiğin çiçekler bile, olmazlar cenazende çelenk… Erbil
Ulusların tarih sahnesinde kalıcı yapılar (devletler, özerk kurumlar veya güçlü lobiler) inşa edebilmesi, sadece nüfus çokluğuna değil; o nüfusu aynı ülkü etrafında eritecek "büyük bir ortak anlatıya" ve kurumsal bir çimentoya bağlıdır. Tarihte topraksız veya devletsiz kalmış toplulukları bir arada tutan şey her zaman aşkın (transandantal) bir kurum veya ideoloji olmuştur: Ermeniler ve Yahudiler: Ermenileri asimilasyondan koruyan ve birleştiren şey, devletleri yokken bile bir "proto-devlet" gibi çalışan Ermeni Apostolik Kilisesiydi. Keza Yahudileri bin yıllık diasporada koruyan dini getto disiplini ve ardından gelen Siyonizm ideolojisiydi. İranlılar: Şah İsmail (Safeviler) döneminde Şiilik, Fars kimliğiyle öyle bir harmanlandı ki, parçalanmış aşiretlerden homojen bir imparatorluk anlatısı çıktı. Kürt Çıkmazı: Kürtler hiçbir zaman tek bir inanç veya ideolojik çatı altında birleşemedi. Büyük çoğunluğu Sünni (Şafi) olmakla birlikte; Alevi Kürtler, Ezidiler ve Yarsaniler gibi inançsal fay hatları var. Sünni Kürtlerin dini aidiyeti de onları ulusal bir kimlikten ziyade, çoğunlukla egemen İslam devletlerinin (Osmanlı vb.) tebaası olmaya itti. Yani din, Kürtlerde birleştirici değil, aksine uluslaşmayı geciktirici bir rol oynadı. Kürt coğrafyasının (Zagros ve Bohtan dağları vb.) sarp ve izole yapısı, tarih boyunca merkezi bir otoritenin kurulmasını engelledi. Bu izolasyon, ortak bir edebi/resmi dilin gelişmesini de ket vurdu. Bugün Kurmancî, Soranî ve Zazakî konuşan gruplar arasında dilsel bir bariyer var. Dağlar, aşiret kültürünü besledi. Bir Kürt, kendini önce ulusunun bir parçası olarak değil; Barzani, Talabani, Berzenci, Bucak, Jirki, İzol, Bekran veya bir başka aşiretin üyesi olarak kodladı. Bu yerel sadakat, uluslararası statükonun Kürtleri birbirine karşı
Sosyoloji
Siyaset sahnesinde iki büyük bloğun (Cumhur ve Millet/muhalefet) arasına sıkışmak, DEM Parti’yi sürekli bir "pazarlık nesnesi" veya "seçim aritmetiği aparatı" haline getiriyor. Seçim dönemlerinde "kötünün iyisi" mantığıyla ana muhalefete veya dönemsel olarak iktidarın vaatlerine eklemlenmek, partinin tabanındaki ideolojik omurgayı zedeliyor. Kendi bağımsız programını, ittifak hesaplarından bağımsız bir şekilde topluma dayatabilmek. "Biz kimsenin yedek gücü değiliz" duruşunu lafta değil, sandıkta ve mecliste radikal bir şekilde uygulamak zorundalar. DEM Parti bugün sadece Kürt sorunu, kayyumlar ve cezaevleri üzerinden konuşan bir siyasi yapı olarak algılanıyor. Oysa gölge bakanlıklar (Gölge Ekonomi Bakanlığı, Gölge Tarım Bakanlığı, Gölge İçişleri Bakanlığı vb.) kurarak Türkiye’nin enflasyonuna, eğitim sistemine, dış politikasına ve çevre krizine dair somut, uygulanabilir alternatif projeler üretseler; sadece Kürtlerin değil, Türkiye genelindeki seçmenin de dikkatini çekebilirler. Bu hamle, "Biz sadece eleştirmiyoruz, bu ülkeyi yönetmeye talibiz ve kadromuz var" mesajı taşır. Kürt siyaseti on yıllardır İmralı (Öcalan) ve Erbil (Barzani) eksenindeki güç savaşları ve semboller üzerinden şekilleniyor. Bu durum, sivil ve legal siyasetin (DEM Parti’nin) kendi iradesini ortaya koymasını engelliyor. Kararlar meclis grubunda veya parti genel merkezinde değil, bu sembolik merkezlerin rüzgarına göre alınıyor. 21. yüzyılda kitleleri karizmatik/geleneksel lider figürleriyle değil, kurumsal akıl, şeffaf diplomasi ve kolektif liderlikle yönetmek gerekir. Bu aktörlere endeksli siyaset, devletin de bu aktörler üzerinden partiyi kolayca manipüle etmesine (örneğin seçim öncesi mektup tartışmaları veya askeri operasyon dengeleri) zemin hazırlıyor. İçeride ve Dışarıda Yeni Nesil
Sosyoloji
Giresun
taş başında yine, oturup içecek miyim, Giresun’a karşı... tek başıma, yine bekleyecek miyim seni, sızıp sabaha karşı, gelmeyeceğini bile bile!   geç yaşımda yine, mümkün olup görecek miyim, seni yanı başımda... tek tek gözlerimde yaşları, silecek miyim yine, her özleyip ağladığımda, bekleyecek miyim, dönmeyeceğini bile bile...   erbil #giresun