Safdil kadın "bilgisiz" kalmayı gizliden gizliye kabullenir. Kolay kandırılan ya da içgüdüleri yaralanmış olan kadınlar, çiçekler gibi, güneş onlara ne sunarsa sunsun yine o yöne dönerler. Safdil ya da yaralı kadın böylece, huzur, kışkırtıcı zevkler, çeşitli hazlar gibi, ailesinin, arkadaşlarının gözünde statüsünün yükselmesini sağlayan ya da daha fazla güvenlik, sonsuz aşk, yüksek düzeyde macera ya da ateşli bir cinsellik sunan pek çok vaatle kolayca ayartılır.
Henüz yok ediciler konusunda safdilken evlenen bu kadınlar, hayatlarına yıkım getiren birini seçerler. Bu kişiyi sevgi ile “iyileştirmeye” kararlıdırlar. Bir şekilde “evcilik oynarlar.” Vakitlerinin büyük bir kısmını, “sakalı aslında o kadar da mavi değil” diyerek geçirdikleri söylenebilir.
Tüm insanlar Cennet’i erkenden, henüz dünyadayken bulmak ister. Sorun şudur ki, ego kendini mükemmel hissetmek ister, ama bu şiddetli cennet arzusu safdillikle birleştiğinde, bizi doyuramamanın ötesinde, yok edicinin yiyeceği haline de getirir.
Kimi zaman, tüm insanlar tamamen uyanık doğsaydı hayatın çok daha kolay ve çok daha az acı verici olacağı düşünülse de, herkes aynı düzeyde uyanık değildir.
Kadınlar bu dünyalar-arasındaki-dünyaya, özlem duyarak ve gözünün hemen köşesinde seçebileceği bir şeyi arayarak ulaşır. Oraya derin ve yaratıcı işlerle, bilinçli bir yalnızlıkla ve herhangi bir sanatla uğraşarak ulaşır. Bu ustalıklı işlerde bile, bu tarifsiz dünyada olan biten çoğu şey bizim için her daim esrarengiz olarak kalır, çünkü o bizim bildiğimiz fizik yasalarını ve mantık kurallarını tanımaz.