Seninki gibi tuhaf bir ailede dünyaya gelmeyi nasıl becerdiğine hiç şaşırdın mı? Hayatını, dışlanan biri, biraz tuhaf ya da farklı bir kişi olarak yaşadıysan, eğer yalnızsan, ortalamanın kenarında yaşayan biriysen, acı çekmişsindir. Yine de, bütün bunlardan uzaklaşmanın, farklı bir bakış açısı denemenin, tekrar kendi türünün topraklarına göçmenin zamanı da gelir.
Dünyada hâlâ çok fazla kölelik vardır. Kimi zaman böyle adlandırılmaz, ama bir kişi "terk etmek"te özgür olmadığında, "kaçarsa" cezalandırılacak olduğunda, bu köleliktir. Birinin her aklına estiğinde insanlar "kapı dışına konuyorsa", bu da bir kölelik durumunu gösterir. Eğer bir kişi kendi çıkarları uğruna değil de, temel varlığını korumak ya da sürdürmek amacıyla acı verici işlere ya da alçaltıcı seçimlere zorlanıyorsa, bu da bir kölelik oluşturur.
Bir kadının içine doğduğu ve altında yaşadığı en yıkıcı kültürel koşullar, insanın ruhuna danışmadan boyun eğmesinde ısrar eden; sevecen bağışlama törenleri olmayan; bir kadını ruhu ile toplum arasında seçim yapmaya zorlayan; ekonomik zümreler ya da kast sistemleri nedeniyle başkalarına merhameti engelleyen; bedenin “temizlenmesi” gereken bir şey ya da emirle düzene sokulacak bir tapınak olarak görüldüğü; yeni, olağandışı ya da farklı olanın hiçbir zevk uyandırmadığı; merak ve yaratıcılığın ödüllendirilmek yerine cezalandırılır küçümsendiği ya da ancak bu kişi kadın değilse ödüllendirildiği; bedene acı verici eylemlerin uygulandığı ve buna kutsal dendiği ya da ne zaman bir kadın cezalandınlsa, Alice Miller'ın dediği gibi, bunun “onun kendi iyiliği için” yapıldığı;ruhun kendi başına bir varlık olarak kabul edilmediği toplumlarda görülür.
Müstakbel bir sevgili, kendi yaralarının hissedilmesine ve sarılmasına izin verdiği zaman, kendi iyiliğine duyduğu inancı yitirmekten doğan kendine zarar verme davranışlarını görebildiği zaman, Hayat/Ölüm/Hayat doğasının besleyici ve canlandırıcı döngülerinden koptuğunu hissettiği zaman, düş görenin gözyaşları çıkagelir. O zaman, ağlar, çünkü yalnızhğım, o psişik mekâna, o vahşi bilme gücüne yönelik keskin sıla özlemini hisseder.
Bu şifa veren erkektir, anlayarak büyüyen erkektir. Kendisi için ilaç yapma işini bizzat üstlenir, "silinen öteki"ni besleme görevini üstlenir. Gözyaşlanı aracılığıyla yaratmaya başlar.
Bir başkasını sevmek yetmez., başkasının hayatında "bir engel olmamak" yetmez. "Destekleyici," "onlar için orada" v b olmak yetmez. Amaç, hem kışinin kendi hayatındaki hem de umumi düzlemdeki hayat
ve ölüm usülleri konusunda çok bilgili olmaktır. Ve bilen bir erkek olmanın tek yolu, Iskelet Kadın'ın keıniklerinde okula gitmektir. O ki, derin duyguların sinyalini, "Yarayı kabul ediyorum" diyen o gözyaşını beklemektedir.