Ben şimdi sana, "Ben iyi bir adam değilim; bırak, benimle uğraşma," diyeceğim. Sen diyeceksin ki “Yok, sen aslında iyi bir adamsın." "Değilim," diyeceğim, “bu kadar kadın yanılmış
olamaz." "Bu kez farklı," diyeceksin, "ben farklıyım." "Bunu duymuştım daha önce," diyeceğim. “Bende ilginç bulduğun ne varsa sana doğru çeken, virgülüne bile dokunmadan aynı şeyleri bahane edip beni terk edeceksin," diyeceğim. "Asla böyle olmayacak," diyeceksin. Gülümseyerek, "Bunu da daha önce duymuştum," diyeceğim. Konuşmaya yelteneceksin. "Sus,"
diyeceğim, "Sus. Söylenebilecek her şeyi daha önce duydum.
Kendini yorma," diyeceğim. "Usulca kalk ve git buradan. Ve çıkarken bana bir oralet söyle." Çünkü böyle zamanlarda oralet içmek gerekir. İnsan keyifliyken çay, hüzünlüyken de rakı içmeli. Boktan bir tekrarı durup durup yaşıyorsa da oralet.
şey
Saat şu an dört buçuk, bütün aklı başında insanlar uyumuştur kuvvetle muhtemel. Bense uyuyabilmek için onlanın uyanmasını bekliyorum. Gönüllü gece bekçisi gibiyim, kendi
kendine durumdan vazife çıkaran.. Bu yazı daha çook uzar. Ama ben bundan da sıkıldım. Iyi ki Ceylan Ertem var. Bir de Georges Perec, ne güzel yazar; Türkan Şoray ne güzel kadın ve
Selim İşık ne güzel arkadaş değil mi? Evet evet, öyleler.
Hayatta ve insanlarda arayıp bulamadığım her şeyi kitaplardanbuldum. Başka bir güzel abimin söylediği gibi: “İyi kitaplar
dışında kimse elimden tutmadı."
Sesimi yükselttim ve hiçbir noktaya, hiçbir dünyaya ait olmadığımı söyledim. Çizgim mizgim, eksim artım, solum sağım yok dedim, meraklı salaklara. Yalnızca ben varım, bir imgeye, bir sözcüğe yansımış bir suret olarak, yalnız ben. İşte bu kadar...