Tanrıların Arabaları, ilk çıktığı günden beri ciddi tartışmalara konu olan bir kitap. Yazar, bu eserinde insanlık tarihine alışılmışın dışında bir yerden bakıyor ve çok cesur bir soru soruyor: “Acaba geçmişte ‘tanrı’ diye adlandırdığımız varlıklar, aslında başka gezegenlerden gelen ziyaretçiler olabilir mi?”
Bende kitabın en güçlü yanı, okuru düşünmeye zorlaması. Piramitler, Nazca Çizgileri, antik tapınaklar, eski metinler ve mitolojiler üzerinden ilerleyen yazar, “Bu yapıları ve bilgileri o dönem insanları gerçekten tek başına yapmış olabilir mi?” sorusunu sürekli okura soruyor. Özellikle antik çağlarda teknolojik olarak zor görünen yapılarla ilgili bölümler merak uyandırıcı ve akıcı.
Ancak kitap, bilimsel bir çalışma olmaktan çok sorgulayıcı ve spekülatif bir anlatı sunuyor.
Yazarın bazı yorumları güçlü kanıtlara değil, daha çok benzerliklere ve varsayımlara dayanıyor. Bu da kitabı okurken temkinli olmayı gerektiriyor.!!!!!!
Zaten akademik çevrelerin kitaba mesafeli durmasının temel nedeni de bu.
Buna rağmen Tanrıların Arabaları, “kesin doğru” iddiasından ziyade, alışılmış tarih anlatısının dışına çıkmak isteyenler için oldukça keyifli. Okuyucuya yeni bir pencere açıyor, ezber bozan sorular soruyor ve belki de en önemlisi merak duygusunu besliyor.
Özetle;
Bu kitap, “inanmak” için değil, “düşünmek” için okunmalı. Tarih, mitoloji ve insanlığın kökeniyle ilgili farklı bakış açılarını seviyorsan, bu kitap on numara diyelim.
Not: anunnaki deyimi de bu kitaptan sonra çıktı derler? Yorumlarınızı bekliyorum
Başlangıçta bu adayı yalnızca geçici bir durak sandılar.
Oysa zaman ilerledikçe anladılar ki burası, karakterlerini sınayan bir öğretmendi.
Kimi lider olmayı öğrendi, kimi sabretmeyi, kimi de başkalarına güvenmeyi…
Küçük anlaşmazlıklar büyük derslere dönüştü;
her hata, hayatta kalmanın yeni bir yolunu öğretti.
Medeniyetten uzaklaştıkça, insan olmanın ne demek olduğunu daha iyi kavradılar.
Issız adada geçen her gün, çocuklara okulda öğrenilemeyecek dersler veriyordu.
Açlık, korku ve bilinmezlik karşısında anladılar ki bilgi tek başına yetmez;
dayanışma olmadan cesaret, cesaret olmadan umut ayakta kalamaz.
Doğa acımasızdı ama adildi: düşüneni koruyor, birlikte hareket edeni yaşatıyordu.
Ve her geçen gün, çocuklar biraz daha büyüyor, biraz daha insan oluyorlardı.