Sadist benim için klasik bir korku romanından çok daha fazlası. Okurken sürekli bir gerginlik hissi vardı ama bu, ani korkutmalarla değil; yavaş yavaş artan bir baskıyla oluşuyor.
Mesela Annie’nin Paul’a söylediği “En büyük hayranınım” cümlesi başta masum gibi duruyor. Ama ilerledikçe bu sözün aslında bir tehdit gibi hissettirdiğini fark ediyorsunuz. Bir de Annie’nin o meşhur “Bu hiç hoşuma gitmedi” tarzındaki sakin ama sert çıkışları var. Bağırmıyor, sakin konuşuyor ama o sakinliğin altında ciddi bir tehlike hissediliyor. Bence kitabı güçlü yapan da bu.
Paul’un çaresizliği de çok iyi aktarılmış. Yatağa bağlı olduğu anlarda sadece kaçmayı değil, zihnini korumayı da düşünmesi etkileyici. Yazı yazarak hayatta kalmaya çalışması aslında çok sembolik. Hem fiziksel olarak tutsak hem de kendi yarattığı hikâyenin içinde sıkışmış gibi.
En çok hoşuma giden şey, olayların büyük kısmı tek bir evde geçmesine rağmen asla sıkıcı olmaması. Aksine, o kapalı alan hissi insanı daha da geriyor. Annie karakteri ise gerçekten unutulmaz. Sadece “kötü” değil; takıntılı, kırılgan ve dengesiz. Onu bu kadar gerçek hissettiren de bu zaten.
Genel olarak söylemem gerekirse, “Sadist” hızlı okunan ama etkisi uzun süren bir kitap. Bittiğinde rahatlıyorsunuz ama o huzursuzluk hissi bir süre sizinle kalıyor. Psikolojik gerilim seven biriyseniz kesinlikle okunması gereken bir roman.