Bugün pek çoğumuzun geçmişten, anlatılan ve öğretilen tarihten şikayetçi olmasının en büyük sebebi masalla tarihi birbirine karıştırıyor olmamızdır. Masal kahramanlarına özgü hal, tavır ve davranışları tarihsel figürlerden bekleme güdümüzdür. Oysa yazım evreninde her iki türün (Masal ve Tarih) varoluş amacı ve taşıdığı mesaj farklıdır. Masalın hedef kitlesi ile tarihin hedef kitlesi bir değildir. Bu farklılığın en büyük sebebini iki yazını var eden kalemlerin varoluş serüvenlerinde aramak gerekir. Öyle ki her iki türü var eden kalemlerin insanlığa vermeye çalıştığı mesaj ve var ettikleri türler üzerinde güttükleri amaç, yaşam öykülerindeki bu farklılığın da doğal bir sonucu olarak kabul edilebilir.
Bu nedenle okuduğu metinlerin türü ve niteliğinden bihaber bir okur yazarlık, paylaşım görselimizde anlatmaya çalıştığımız durumların oluşmasına, tarihle masal arasında git-geller yaşayan insanların giderek artmasına sebep olabilir. Tarih okumaktan, dinlemekten, öğrenmekten veya anlatmaktan önce asıl yapılması gereken şey belki de gerçek bir okur-yazar olabilmeyi öğrenmektir. Okuduğu metnin türünü, amacını bu türe özgü mesajların niteliğini, hitap ettiği kitle ve seviyeyi doğru olarak anlayabilmek anlamlandırabilmek bu öğrenmenin doğal bir sonucudur aslında. Masalı, efsaneyi tarih olarak kabul edip tarih yazınının içine dahil etmek bilimi deformasyona uğratmanın da ötesinde sağlıksız fikirlerin, tavır ve davranışların uluorta hemen her yerde kendini göstermesine sebep olmaktadır/olacaktır şüphesiz.
Gerçek bir okur-yazar olabilmek (okuduğu metnin türünü ayırt edebilecek kadar da olsa 😊) dileğiyle...