...Kont izzetinefsinin cezbine kapılmakla kapılmamak arasında bir an tereddüt etti; sohbeti ele geçirip ilk tanışmaların beylik laflarının yerine kendini koymaktan korkuyordu adeta; ama çok geçmeden, gezdiği yerlerin hatıraları hafızasında belirdi, vahşi diyarlardaki renkli hayatı medeni ülkelerin durağan varlığıyla çatışmış ve üstün gelmişti; kont kendini Hindistan'ın gür bitki örtüsünün ve Maldivler'in muhteşem manzaralarının ortasında buldu. Bize Bengal Körfezi'ne yolculuklarını, Malay korsanlarla çatışmalarını anlattı; her anı ruha ya da kalbe yeni bir duygu veren bu hareketli hayatın parlak boyasına bıraktı kendini; insanın özgürlüğü ya da gücü dahilinde, köle mi kral mı olmak istediğine bağlı olarak, hevesinden başka bağı, ufuktan başka sınırı olmadığı ve yeryüzünde boğulurken, bir kartalın kanatlarını açtığı gibi gemilerinin yelkenlerini açacağı ve okyanustan yalnızlık ve enginlik isteyeceği bu ilkel varoluşun koca koca evrelerini gözlerimizin önüne serdi; sonra bir hamlede, her şeyin bayağı olduğu, her suçun her erdemin bayağı, her yüzün her ruhun suni, kölelerin kanunlar içinde mahpus ve görgü kurallarının içinde sımsıkı tutsak olduğu, günün her saatinde başarılacak küçük ödevlerin olduğu, sabahın her kısmında giyilecek kıyafetler, seçilecek eldiven renklerinin olduğu ve bütün bunların gülünç düşme yani ölüm kaygısıyla yapıldığı bu yıpranmış toplumumuzun ortasına düştü; çünkü Fransa'da gülünç düşmek bir ismi çamurdan ya da kandan daha vahşice lekeler.
Sayfa 87 - Ayrıntı Yayınları