• İnsanın elinde ya derin veya sığ bir hayata sahip çıkmaktan başka bir erk yoktur
  • Düz bir çizgide giden bir hayat, bu düz çizgi hep mutluluk da olsa tatmine ulaşamaz. Çünkü asıl tatmin düz bir çizgide akan bir hayatta değil, inişler ve çıkışlar olan bir hayattadır. Çünkü insan mutsuz olmadan mutluluğun ne demek olduğunu bilemez. Bu iniş ve çıkışları gerçekleştirecek güç hayattaki anlam arayışıdır. Çünkü insan düşünebilen bir varlıktır ve ne kadar mutlu bir hayat yaşıyor olursa olsun eğer hayatın içinde bir anlam bulamazsa asla tatmin olamaz. Anlam arayışının bedeli zaman zaman mutsuz olmak olsa da aslında bu arayış – ve dolayısıyla mutsuzluk – yaşanacak mutluluklara anlam katar ve insanı tatmin eder. Yani anlamlı bir mutsuzluk, anlamsız bir mutluluktan üstündür. Çünkü insanın amacı mutlu olmak değil tatmin olmaktır. Bu tatmin de geceyle gündüzün arasındaki döngü gibi bir mutluluk mutsuzluk döngüsüyle gerçekleşir. Gece olmasa gündüz, gündüz olmasa gece güzelleşemez.

    Ismail Erk/ İletişimsizlik Üçlemesi Bölüm 1: L’avventura (1960)
  • 120 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Merhaba, iyi akşamlar herkese. Bugün okuldayken bir köşede kitabı okumaya çalışırken, kadın hocaların kendi aralarında “Hayatınızda nasıl birini istiyorsunuz?” sorularına verdikleri cevapların arasında: “Dövmeyen fakat bana hött diyebilecek birini istiyorum hayatımda.” cümlesini işittim ve elimdeki kitaba baktım istemsizce. Günün ilerleyen saatlerinde bir tane erkek çocuğu olup yıllarca başka çocuğu olamayan kadının mucizevi bir şekilde veya tıp yoluyla ikinci hamileliğini yaşamasından ötürü onu tebrik ederken, “Ay inşallah kız olur.” deyişime, oradan kadının birinin “Yok yok bu da erkek olsun, zar zor hamile kaldı zaten, başka da çocuğu olmaz belki.” cevabını aldım, o sırada yine elimde bu kitap vardı. Gün içerisinde veya bu günün dışındaki diğer günlerde buna benzer yaşadığım saçma sapan diyaloglar ile hayatımı devam ettiriyorum. Yıllarca erk zihniyetle mücadele ederken hayatımın bu döneminde öncelikle mücadele etmem gerekenlerin kadın hemcinslerim olduğuna kanaat getirdim. Evimde, iş yerimde, sokakta bana: “Sen kadınsın hal ve hareketlerine dikkat et, senin görevin bu, falancanın karısı kızı da senin gibi çalışıyor ama bak akşam evine gelip kocasına hizmet de ediyor, çocuklarına annelik de ediyor, dünyayı sen mi kurtaracaksın sanki, böyle giyinirsen erkekler de bakar zaten, laf da atarlar, taciz de ederler; çünkü senin görüntün bunu istiyor gibi, bu düşüncelerinden ötürü bak kimse seni istemeyecek, erkek düşmanı mısın?, evde kaldın bak gördün mü?” gibi yapılan yorumlar beni bezdirmedi, bezdirmeyecek de. Nefes aldığım sürece kadın erkek farketmeksizin sizlerle mücadele edeceğim. Arabaya binerken bana kadın olduğum için yer vermeyin, hesap ödemeye giderken erkek olduğunuz için hesabı öderim moduna girmeyin, benim becerilerimi yapabildiğim yemekler üzerinden test etmeyin, sınıf öğretmeniyim diye iyi çocuk büyütürüm diye düşünmeyin, sokakta yürürken beni göz hapsine almayın, bir kadın olarak bir birey olarak kendime yetebileceğimi, bağımlı olmadan ayaklarımın üstünde durabileceğimi kafanızdan çıkarmayın...
    Gisela Notz bu kitabında geçmişten günümüze feminizm ideolojisinin hem düşünsel hem de eylemsel evrelerini dünya genelinden daha sonlara doğru da Almanya üzerinden ele almıştır. Feminizmin ne olduğunu bilmeyen veya feminizmin erkek düşmanlığı olduğunu düşünen insanlar alsın eline bu kitabı okusun. Okusun ki kadınların yüzyıllardır nasıl bir mücadele gösterdiğini, bu günler sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimizi bize nasıl kazandırdıklarını öğrensinler. Kadın olarak sahip olduğumuz bu hak ve özgürlükler elbette gökten zembille bize indirilmedi. Yeri geldi cadı diye yakılan kadınlar, yeri geldi sürgün edilen, yeri geldi gaz odalarında yok edilen kadınlar sayesinde bugün biz bu özgürlüklere sahibiz. Bu sebepten Ortaçağ Avrupa’sında kadın düşmanlığına tepki olarak yazdığı kitaplarla sesini çıkarabilen Christine de Pizan’ın, 1. Dünya Savaşı Döneminde “Savaşa hayır, yaşama evet.” diyebilen Clara Zetkin’in, Rosa Luxemburg’un ve “Kadın olarak dünyaya gelinmez, kadın olunur.” diyen Simon de Beauvoir’ın ve daha nice kadının mücadeleci ruhları önünde saygı ile eğiliyorum.
    Herkese iyi okumalar diliyorum.
  • 144 syf.
    ·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
    #okudumbitti
    .
    Farkında mıyız?
    .
    Dikkat bir el feneri gibi çevrildiği yeri aydınlatır.
    .
    Peki nedir bu “Mindfullness” ?
    .
    Farkındalık temelli stres azaltma programı ve 1979 yılında Jon Kabat-Zinn ve arkadaşları tarafından başlatılmıştır. Ve aslında esas kökleri Doğu kültürüne dayanmaktadır Mindfullness’ in.
    .
    Kısaca dikkati farkındalıkla eğitmek diyebiliriz.
    .
    Thich Nhat Hahn, Jon Kabat-Zinn gibi hocalarla çalışan Selmin Erk Türkiye de ilk eğitimcilerinden olup kitapla bize;
    .
    Pratik çalışmaları yaparak alışkanlık haline getirdiğimiz de susmayan zihnimizle başa çıkabileceğimizi, daha huzurlu, daha olumlu ve daha sakin yaklaşımlarla yaşamımızı yönetebileceğimizi;
    .
    İşin temelinde hep atladığımız, farkında olamadığımız NEFESimize dikkatimizi çekiyor Sevgili Erk.
    .
    Dili ve anlatımı, içeriğiyle sade ve kolay uygulananilir olmasıyla, uygulama süresinden çok alışkanlık edinerek bilinçli farkındalıkta olmak o kadar da zor değilmiş anlamış bulunmaktayım.
    .
    O zaman kitap bittiyse yaşamımda uygulamaları alışkanlık haline getirmek için 21 günlük süre başlasın.
    .
    En basittin nefesler arası boşluğun farkında olalım. Sadece 10 nefes izle. İçinden “nefes alıyorum” “nefes veriyorum” de ve odaklan. Nefesle Akışta ol.
    .
    .
    Hiç bir kitap öylesine alelade girmiyor hayatıma. Hepsinin yolculuğumda bana kattığı, katacağı güzelliklere, farkındalıklara ve daha nicelerine.
    .
    İyi ki Kitaplar var.
  • ‪Hakikatin içindeki hakı görmek lazım gelir, o hak ki sahip oldukların üzerindeki edinilmiş yetkilerini temsil eder. Erk sendedir; ama aynı zamanda sende gibidir. Çünkü hak verilen bir şeydir ve onu verme yetkisi bir üst erke aittir. O erk, senin için neyi, ne zaman, nasıl ve ne kadar dilerse o kadar hak sahibi olursun. Hakikat o ya hak, yalnız Hakk’ın emrindendir. O halde hakikat, Hakk’a ait olduğunu bilmenin bilgisidir.
  • kültür endüstrisinin gücü, yarattıgı
    gereksinimle arasındaki basit karşıtlıga degil onunla olan birligine
    dayanır; bu karşıtlık mutlak erk ile erksizlik arasında olsa bile Eglence
    geç kapitalizm koşullarında çalışmanın uzatılmasıdır. Mekanikleştirilmiş
    emek süreciyle yeniden baş edebilmek için ondan kaçmak
    isteyen kimselerin aradıgı bir şeydir. Ama aynı zamanda mekanikleştirme,
    boş zamanı olan kimseler ve onların mutlulugu üzerinde öyle
    bir erke sahiptir ki, eglence metalarının imal edilmesini temelden belirleyerek
    bu kimselere boş zamanlarında işlerinin seyrinin kopyasından
    başka bir şey yaşatmaz.
  • “O halde sevgili yumuşak insanlar, Londra şehrini ziyaret edip de bu adamları bankların, çimenlerin üzerinde uyurken görürseniz, onların uyumayı çalışmaya tercih eden tembel mahluklar olduklarını düşünmeyiniz lütfen. Biliniz ki erk sahipleri onları bütün gece yürümek zorunda bırakmıştır ve gündüz saatlerinde uyuyacak başka yerleri yoktur.”