• Dün Gece Sevgilim Aradı Birden
    Ayrılalım Dedi Hayır Yok Senden
    Beşiktaşı Daha Çok Sevdin Benden
    Bitti Gitti dersin Soran Olursa

    Üzgünüm Sevgilim Anlaşamadık
    Siyah Beyaz Aşkı Paylaşamadık
    İşte Böyle Birşey Beşiktaşlılık
    Deplasmanda Dersin Soran Olursa
  • Yıllar önce izlediğim “14 Numara” adlı filmin finalinde, aktristin âşığını bıçaklayan psikomanyak, elindeki kanlı bıçakla genelev sokağında bağırıyordu:
         “Seviyoruz laaannn!”
          Hâlâ bu toplumun patolojik sevgileri, bu ülkenin varoşlarından bulvarlarına bir olağan merasim gibi hep aynı uğultuyla yankılanıyor sanki:
         “Seviyoruuuuz laan!”
          Anahtar sözcük: Sevgi...
          Derin devlet, vatandaş seviyor... Öyle sevgiler var ki, “ıslah” etmek için “infaz” edecek kadar (!) Bazı babalar evlatlarını, komutanlar eratlarını, amirler memurlarını, üstler astlarını; özetle bu ülkede her erk kulunu seviyor: Evire çevire, döve söve...
          Bir yerleri rastgele, içindeki “biz”leri ayırt etmeden bombalayanlar, bir “dava sevgisi” kararlılığını mazaret olarak iliştiriyorlar zalim eylemlerine...
          Gazetelerde sık sık sevgi cinayetleri. Fail: “Aşkım için yaptım, sevgim için” deyince, maktul olmak adeta bir hak oluyor; katil masum oluyordu (!)
         “Eşkıya” adlı filmde, arkadaşını jandarmaya ihbar edip sevdiğini alan Berfo, “Ne yaptımsa aşkım için yaptım” deyince, izleyicinin kolu kanadı kırılıyor; “hain adam” imgesi, anestezik etkisi olan bu cümleyle altüst oluyordu.
  • Osmanlılar sırtlarını denize dönüp oturmayı severler.Kimbilir belki de atlara çok değer verdikleri için , Boğazın en güzel yerlerinden birini ahır olarak kullanmışlardır.
  • Gözümün seçtiği hiçbir karınca artık sadece birer karınca değil. Renklerini ve boylarını inceliyorum. Bacakları tam m? Ne taşıyor o güçlü çeneleri arasında? Karınca gibi karınca mı? Hangi fil-efendiye hizmet ediyor?

    ''Bu hayvanlar nelerin replikaları?'' diye sora sora kitap yarılanıyor ve çok güzel bir taşlama gözler önüne seriliyor. Yer yer insanlara laf dokunduruluyor ve hiçbir hayvanın insanlar kadar kötü olamayacağı dile getiriliyor.

    Bir ara ''George Orwell - 1984'' kitabına dönen beyin yıkama seansları ve içerilerde fark edilen; medya ve yöneticilerin dayattığı algı insanın canını sıkıyor.

    Hainlerin her zaman çıkabileceği ve onların toplumu onlarca kutba ayırıp birbirine düşürebileceğini karıncalar üzerinden çok etkin bir dille gösteriyor Yaşar Kemal.

    Yoksulluk ile bıçak kemiğe dayanınca tahayyül dahi edilemeyen davranışların soğuk kanlılıkla ne kadar basit yapılabilirliği olduğunu apaçık görebiliyoruz.

    Sermaye sahiplerinin, erk sahiplerinin hiç bir zaman doyuma ulaşamayacağını; bizlere türlü vaatler ile bizleri köleleri olarak tebaasına entegre ettiklerini filler ve karıncalar üzerinde gözlemliyoruz.

    ''Bizim etimiz ne, budumuz ne?'' demeyip altın kaselerde çorba içenler gibi sefahat düşleyip, boş çabalar içinde elimizdeki bulgurdan olabileceğimizi ve sefahat düşlerken, sefalete sürüklendiğimiz: ''Filler gibi ağaçlara kıçlarını sürterek kaşımak ve müptelası olmak; bu sebeple bütün gün esas vazifelerden kaytarmak ve belaya sürüklenmek gibi özetlenebilir.'' bir metafor yaratıp bize sunuluyor.

    Okumaktan büyük keyif aldığım bir eserdi. Asla geç değildir. Umar aramaktan yılmamak başlıca görevimiz olup, motivasyon William Wallace'ınki gibi ''Özgürlük!'' olmalıdır.

    Sevgiyle kalın!

    Oğuz Beyiniz
  • İnsanı kendi içinde kapalı tutan, çevresine aşılmaz duvarlar ören, hatta sanki toprağa gömen şey nedir, her zaman bilemeyebilir..
    Ama gene de birtakım parmaklıkların, kapalı kapıların, duvarların varlığını hissederiz..
    Bütün bunlar hayal mi, kafamda uydurduğum fanteziler mi?
    Sanmıyorum..
    Sonra soruyorsun kendi kendine;
    “Tanrım!
    Daha çok sürecek mi ?
    Hep mi böyle sürüp gidecek ?
    Sonsuzluğa dek mi ? ”
    Kişiyi bu esaretten çekip kurtaran nedir bilir misin ?
    Çok derin ve ciddi sevgi..
    Dost olmak, kardeş olmak, sevmek.. En üstün erk ile, sanki sihirli bir güçle hapishanenin kapısını açan bu işte..
    Bu olmadı mı insan ömür boyu hapiste yaşıyor..
    Duygu birliğinin yeniden doğduğu yerde yaşam yeniden başlar.
    Vincent Van Gogh
    Sayfa 47 - Yapı kredi yayınları
  • İngiliz yazar, belgeselci, sanat eleştirmeni John Berger’in başyapıtı olarak değerlendirilen bu kitabında ; dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren yaşadığımız modern dünyayı algılayışımızı, Avrupa resim sanatının tarihinden, soyluluk göstergesine, kadının gerek yağlı boya resimlerdeki yerinden, gerekse reklam dünyasındaki yerine kadar pek çok konu anlatılır.
    Arka planda görünmez bir güç olan iktidar erkinin her şeyi nasıl manüple ettiği bir anlamda kitabın ana fikridir.
    “Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir”
    Kitap bu cümle ile başlar. Sonrasında görme yolculuğumuz başlar. Etrafımızdaki nesneleri ne kadar konuşarak anlatsak ta hafızamıza kazınan gördüklerimizdir, “Görebildiklerimizi yanımızda taşırız” der Berger.
    Görebildiklerimizle kaynaşır kendimizin de görüldüğünü anladığımız anda bir anlamda egomuz hareket geçer ve görülmek isteriz.
    Resim sanatının çıkış noktası da burada yatar görülmek istenmek. Bu dürtünün bugün selfi çekmek gibi bizi ne noktalara getirdiği ortadadır.
    Bir tarafta resim yaptırma isteği, diğer tarafta yaptırılan resmi gösterme isteği haz ve hazza ulaşma dürtüsü. Ancak her şeyin bir bedeli vardır. Resim yaptırmak ancak soylular sınıfınca olabilir.
    Resim sanatının iktidar erkine etkisi de bu süreç içerisinde şekillenir. Hazlar ve dürtülerin çeşitliliğine göre erk sahipleri resim sanatında cinselliği de kullanır. Nü resimler güç sahiplerinin mahremlerini süsler.
    John Berger tamda burada çıplaklı ile Nü resim arasındaki ayrımı da özellikle vurgular. Çıplaklı kişinin kendi doğal halidir kendine doğal görünmesidir der. Nü ise başkalarına çıplaklığı göstermektir der. Bu andan itibaren kadın metalaşmaya başlamıştır. Çünkü Dünya da iktidar erki erkeklerine elinde dir. Ve Yapılan Nü resimler erkeğe hizmet etmek yönünde ağırlıktadır. Pornografinin tarihsel oluşumu da dersek yanılmış olmayız.
    Yağlı boya resim sanatının gerek soyluluk gücünü göstermek için, gerek dini motiflerde ve gerekse Nü resimler olarak kullanılması 15. Yüzyıl ile 19. Yüzyıl arasında etkindir.
    19. Yüzyıldan itibaren fotoğraf yavaş yavaş yağlı boya resimlerin yerini alır. Verilmek istenen mesajlar artık kameralar üzerinden aktarılır. Yağlı boya tabloların kıymeti şekil değiştirir. Özlenen hayatın imgesel araçları değildir artık. Tablolar artık ekonomik bir değer olmuşlar ve yine iktidar erkinin elinde bir servet ve statü aracı haline dönüşmüşlerdir.
    Fotoğraf ve kamera ise resmin yerini alarak ulaşılmak istenen cazibeli hayatın yeni imgesel araçları olmuşlardır.
    Resim sanatının fotoğrafa evrilmesi, doğal olarak sanayi ve bilimin evrilmesi ile de paralellik taşır.
    Freud’un insanın bilinçaltı çözümlerini yapmasından sonra;
    “insanın neye inandırılmak istenirse ona inandırılacağı” fikri siyasi ve ticari amaçlar için kullanılmaya başlanmıştır.
    Bu fikir artık propaganda ve reklamın görünmez sloganıdır.
    Resim sanatından gelen, özlenen yaşama, arzuya ulaşma isteği, görsellik ve sloganlaşmış sözlerle insanın bilinç altına kazınması çok daha kolay olmaya başlanmıştır. Cinsel hazlardan tutunda, kullandığımız ev, araba, eşya, tatil, temizlik, gıda vs.vs. neredeyse sonsuz sayıdaki ihtiyaçlar reklamlarla imge olarak bize sunulmakta ve o imgelerdeki ürünleri tüketme isteği yaratılmaktadır.
    O ürünler tüketildikçe statü sahibi olunacağı algısı ile tüm kitleler o yöne yönlendirilmekte, gerçekte ise o kitlelerin hiçbiri o imgedeki yaşantıya ulaşamamaktadır.
    Berger bize bu hayali dünyanın asla bitmeyeceğini ve insanlarında o hayali dünyaya gitmekten vazgeçmeyeceğini söyler. Reklamlarla oluşturulan hayal dünyası “gerçekliği” görmemize neredeyse perde olduğunu görsel yayınlarla anlatır.
    Eğer okur hayali dünyadan kurtulmak ve “gerçekliğe” ulaşmak istiyorsa; düşünmeye ve siyasi bir duruşa sahip olması gerektiğini de son söz olarak söyler.
    Tavsiye : Kitap, baştan sona yağlı boya resimler incelenerek ilerliyor. Kitabı okurken bilgisayar başında okumanız tavsiye edilir. Yorumlanan resimlerin fotoğrafları kitapta küçük olduğu için internetten incelemeniz anlama ve kavramanıza yardımcı olur.
    Kendinizi tazelemeniz için başucu kitabı.