8/10
·448 syf.··
2025 172. kitabı
Astrid, annesinin ölmeden önceki sözlerinin ardından abisiyle birlikte Antarktika'ya gitmiş ve orada bir geçit yardımı ile Antares adındaki evrene geçiş yapmıştır. Annesinin kendilerinden sakladıklarını öğrenirken bir yandan da evrenleri birbirlerine bağlayan bir köprünün gardiyanı olduğunu öğrenmiştir. Beş köprü beş evren beş gardiyan ve beş erk hayvanı... Bundan sonrası ise Astrid'in alışma süreci ve gerçeklerin peşine düşmesi ile devam etmiştir. Ancak önceki gardiyanların güçlerini taşıyan bir kutuyu bulmalarının ardından bütün kutuları bulup dengeyi sağlamayı amaçlamışlardır. Bu yolda Endymion, Noris ve Briella en büyük destekçileri olmuştur. Ancak işin içine daha fazla sır, beklenmedik olaylar, Tanrı ve Tanrıçalar girince her şey daha da karmaşık bir hal almaya başlayacaktır. İlk kitap evreni öğrenme, karakterleri tanıma ve olayları çözme ile geçmişti.Bu kitapta ise olayların biri bitmeden biri başladı ve işler çok karıştı.Özellikle de kim iyi kim kötü neyi amaçlıyorlar deken soru işaretleri ile okudum kitabı.Ve sonunda şok oldum.Kötü olarak nitelendirdiğim birinin gerçek amacını öğrenince tokat yemiş gibi oldum resmen.Tabi bir de Penelope ile ilgili olay vardı ama onu bir yandanda bekliyordum.Aynı zamanda Astrid'in geçmişinden birisi hakkında şüphelerim vardı ama başka bir şey bekliyordum onu.Endymion ile olan ilişkisi daha da ilerlerken, her konuda birbirlerinin yanlarında oluşu kalbimi ısıttı.Bu arada kısımların olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Douglas ilk kitapta da beni şaşırtmıştı bu kitapta da şaşırttı.Üçüncü kitapta ne yapacak onu merak ediyorum.Bu serideki favori karakterim kesinlikle Noris.Benim minik tilkimmm...Ayrıca son olanlardan ve üçüncü kitaptan kesiti okuduktan sonra nasıl bekleyeceğim bilmiyorum.Umarım en yakın zamanda devamını okuruz.Farklı
Akrebin Kalbi 2Aycan Sarıahmet · Dokuz Yayınları · 202539 okunma
10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 19:27
Size fantastik sevmeyen beni kendine hayran bırakan o seriyi getirdim. O kadar içine girmişim ki kitabın sanki bende Astrid, Endymion, Noris ve Briella ile birlikteymişim gibi hissettim. Aşırı keyifli bir yolculuktu. Astrid ile toplamında 5 köprü ve 5 gardiyanı olan bir evrene adım atıyoruz. Astrid’in gardiyanlık yapması gereken köprü Dünya ve Antares orası artık yeni yuvasıdır. Ona annesinden kalan bir miras da diyebiliriz çünkü Astrid’den önce annesi Regina Antares’in Gardiyanıydı. Endymion’un görevi ise Antares ve Castor arasındaki köprüyü korumak. Onların şahsi erk hayvanları bile var Briella, Endymion’un Çakaldan insana dönüşebilen erk hayvanı. Noris ise Astrid’in Tilkiden insana dönüşen erk hayvanı. Tabi diğer geri kalan 3 Gardiyanın da güçleri, erk hayvanları ve evrenleri var. İlk başlarda bu detayları aklımda tutmakta zorlansam da sonradan öyle bir çekilmişim ki hepsi aklıma kazınmış. Astrid ve Endymion’ın aralarında ki o bağın bu şekilde an be an güçlendiğini okumak çok hoşuma gitti. İkisinin olduğu her an abartısız favorimdi. Çekimleri ilk andan beri oldukça yüksek bir çiftti, yavaş yavaş gelişen aşklarını okumak ise heyecanımı katladı. Çokça heyecanlıyım, çok güzel bir aşk okuyacağız bunu hissediyorum. Astrid normal bir gardiyandan çok daha fazlası oluşu kitabı ayrı bir heyecanla okumama neden oldu. Astrid’in gelişiyle yer yerinden oynuyor diyebiliriz. Bir çok bilinmedik ve değişik olaylar oluyor. Bunu çözecek olan da bizim muhteşem dörtlümüz Endymion, Astrid ve onların koruyucu ruhları Noris ve Briella. Endymion’ın fısıldayarak/mırıldanarak duygu yönettirebilme gücüne hayran kalsam da Astrid’in daha güçlü olması detayı göğüsümü kabartmadı desem yalan olur. Gözümüzün önünde büyüdü kızımız. Aycan Sarıahmet ne yazsa okurum dediğim bir yazardır, hiç okumam
Akrebin Kalbi 1Aycan Sarıahmet · Dokuz Yayınları · 202484 okunma
Reklam
9/10
·624 syf.··
2019 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2019 00:00
İki Sovyet Rus bilim adamının, M. İlin ve E. Segal’in elinden çıkma “İnsan Nasıl İnsan Oldu?” Yuval Noah Harari’nin Homo Sapiens / Homo Deus’u ve Jared Diamond’ın “Tüfek, Mikrop ve Çelik”i kadar güçlü yazılmış, üstelik onların ön sesi olmuş müthiş antropoloji/sosyolojik bir eser. İlk önce insanın yaşadığı jeolojik toprak tabaklarını incelemekle başlayan yazarlar, daha sonra bu toprak tabaklarının ilkel kabilelerin, Neandertallerin ve diğer insan soyunun ilk atalarının izini sürmek adına arkeolojik kazıların verileri bir güzel inceleniyor. Bu verilerin sunduklarıyla, ilkel insanların beslenme şekilleri, iletişim yöntemleri ve dil üzerindeki sorunları aşma safhaları akıcı bir dille aktarılıyor. Yazarların Rus olduğunu düşünürsek, bu arkeolojik ve antropolojik verilerin çoğu Rusya’da bulunan kanıtlara daha çok dayandırılıyor. Eski toplumsal düzenin matriyarkal (anaerkil) toplumdan nasıl patriyarkal (ataerkil) aşamaya geçildiğini, kadının toplumdaki konumunun değiştiğini, kültür ve mirasın kadınların soylarından devam ederken terse doğru işlendiğini sebep-sonuçlarıyla, ikna edici bir şekilde açıklanıyor. Sosyoekonomik farklılaşmaların, klan ve kabileci toplumların ekonomik yapısını parçalayıp, ferdiyetçi ve aile kurumunun ortaya çıkışına katkısı da ele alınıyor. Antik Yunan düşünürlerinin, insanın insan olma yolundaki çabaları üstünde hayli durulmuş. Sokrates’in düşüncelerinin istemeden de olsa kötü sonuçlar doğurması, Demokritos’un atomları bulması, Platon’un mağara alegorisiyle görünenler dünyası ile idealar dünyası ayrımını, Aristoteles’in biçim/form sorununu ortaya atması vs... ⠀ Roma’nın uçsuz bucaksız fethettiği topraklarını, bütün işleri kölelere yaptırması, zamanla kölelerin devlet yönetiminde erk sahibi olacak dereceye gelmesi ve Roma’lıların çalışmayı
İnsan Nasıl İnsan OlduM. İlin · Say Yayınları · 20181,064 okunma
7/10
·216 syf.··
2026 20. kitabı
Anlatım tarzıyla beni çok etkileyen, fakat belli noktalarda rahatsız edip sorgulamaya iten bir roman oldu Cennette Gibiyim. Yazarımız, annesi babası tarafından katledilirken buna şahit olan Temenni üzerinden kadın cinayetlerine dikkat çeken bir roman kaleme almış. Temenni, teyzesinin yanına çocuk yaşta verildikten sonra hayatına giren kadınların ortak bir yarasına şahit olmasını, hayattaki umutsuzluğunu, sevilmekten korkusunu, aidiyetsizliğini ve yurtsuzluğunu anlatıyor. İşte bu noktada beni rahatsız eden şey başlıyor; karakterimizin hayatına giren her kadının başına maalesef bir şey geliyor, çoğu bir erkek tarafından öldürülüyor, ya da şiddete maruz kalıyor. Kadına dair erk tutumun kör göze parmak sokar gibi anlatılmasından hoşlanmadım, ayrıca kadın karakter Temenni'nin başına gelen her şeyi bu kadar çabuk kabullenmesi, hiç umudunun olmaması, bir birey olarak varoluşunu hiç sorgulamaması, hiç adım atmaması beni çık rahatsız etti. Güçlü kadınlar görmeyi isterdim ya da içinde bulunduğu çıkmazdan çıkmak için mücadele eden kadınlar görmek isterdim. Maalesef dili, anlatımı ile beni etkileyen bir okuma olsa da, ele alınış biçimi ve tüm bu saydığım sebeplerden ötürü çokça eleştirdiğim bir roman oldu Cenette Gibiyim. Tavsiye eder miyim bilmiyorum... .. .. "Bütün kadın katilleri "Sevdiğim için öldürdüm," diyor. Öyle duygusal bir ülke ki burası, hukukumuz da aynı hislerle aşka öncelik verip bu sevdalı kocalara, erkek arkadaşlara, bu mecnunlara kol kanat geriyor." .. ..
Cennette GibiyimSibel K. Türker · İthaki Yayınları · 2024246 okunma
Puan vermedi·%41 (179/432 syf.)·
İstanbul da gördüğümüz, duyduğumuz birçok tarihi mekanının hikayesini akılda kalıcı bir şekilde okura sunan, dönemin toplumsal yapısını anlamamıza yardımcı olan, genel kültürümüzü artıran ve İstanbul'u anlamlandıran bir eser.
Yüzde Yüz İstanbulErk Acarer · İnkilâp Kitabevi · 2012117 okunma
Neden hiç kadın bilim insanı yok?
10/10
·232 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:12
Kitap öncelikle bilimin, bilginin tarihi ile başlamaktadır. Bilgiyi alma yolumuz, bilimi oluşturan temel direklerin neler olduğuna dair tanımlarımız, nesnelliğin nasıl geliştiği, özerklik, tahakküm, erk gibi kavramlardan anladıklarımız ya da anlamamız istenen şekli konusunda uzun incelemelere yer vermektedir. Toplumsal cinsiyetin gelişimine bakmak için yaşamımızın en başına, bakım aldığımız ilk deneyimlere kadar inerek bilimi bir erkek işi olarak görmemizin nedenini bulmaya çalışır. Aslında bunun bir gerçeklik değil bir ‘inanç’ meselesi olduğunu söyler. Yani bilimin erkek kişi olduğu, sert, duygudan arınık, hakimiyet kuran, nesnel olduğu iddia edilen özelliklerin erkeklerle bağdaşlaştırılmasını bir gerçeklik değil; içinde bulunduğumuz kültürün, psikososyal kuvvetler ağın, bizi bu şekilde inandırmak isteyen siyasal ortamın bir sonucu olduğunu belirtir. Kitabın sonlarına doğru bu inancın değiştirebilmenin çözümünü de sunar: Kitap boyunca bahsettiği tüm bu kavramlar için yeni tanımların yapılması ve hayatından, çalışmalarındaki felsefeden etkilendiği Barbara McClintock’un da dediği gibi bilimin, toplumsal cinsiyet meselesinin bir kenara bırakıldığı bir alan olarak, toplumsal cinsiyeti aşan bir şey haline getirilmesi gerektiğini ortaya atar. Böyle bir dönüşüm için ilk olarak tabii ki çok sayıda kadının bilime katılması gerekecek ki bilimin erkekliğe bağlılığının altı oyulabilsin. Bu tek başına yeterli değildir ama iyi bir başlangıç noktasıdır der yazar. Bilimde ve hayatın birçok alanında eril perspektiften sıyrıldığımız, daha geniş insani bir perspektifi kendimize nirengi noktası seçtiğimiz günlere…
Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine DüşüncelerEvelyn Fox Keller · Metis Yayıncılık · 200762 okunma
Reklam
Reklam