Kanatsız Gidiş
Kuşları anladım,
gökyüzü çağırır onları,
rüzgâr isimlerini fısıldar.
Mevsimi gelince giderler,
kimse kırılmaz arkalarından.
Ama sen…
Senin kanatların yoktu.
Nasıl uçtun benden?
Hangi rüzgâr aldı ellerimi avuçlarından,
hangi gökyüzü sakladı gözlerini?
Ben hâlâ aynı sokakta,
aynı kalbin eşiğinde beklerken
sen benden nasıl bu kadar uzaklaştın?
Gitmek dedikleri
bavul toplamak değilmiş meğer;
bir insanın içinden
sessizce eksilmekmiş.
Ne bir kapı sesi,
ne bir veda,
ne son bir bakış…
Sadece
kopuk bir uçurtma ipi kaldı avuçlarımda.