İlk öğretmenime yıllar sonra rastladığımda artık genç bir kadındım, ama beni hâlâ sevmediğini ve affetmediğini apaçık belli etmesi, onun çocukken beni yaraladığı yeri yeniden kanatmıştı. Sevilmek, insan için bu kadar güçlü bir ihtiyaçtı ama aşağılanmak da o denli güçlü bir nefret. Kocaman kadının, hâlâ bir çocuktan yaralanacak kadar küçük; genç kadınınsa, hâlâ onun sevgisine muhtaç olacak kadar çocuk kalması hayal kırıklığıydı!
1070'te yazdığı bu müthiş kitapla Yusuf Has Hacib, unutulduğu köşesinde devleti yönetenlerin en başta halkın mutluluğunu sağlamakla yükümlü olduğunu, iktidara ve halka bin yıldır hatırlatmayı sürdürüyordu.
...gülümsemesine artık hüzün bulaşmıştı. Kalplerini gülümseme maskesi arkasına saklayarak daha fazla kırılmaktan korumaya çalışanlar, bir gün artık sahiden gülümseyemediklerini fark ederler. Çünkü artık gülüşün gerçek dürtüsünü ve rengini unutmuş, boylece yitirmişlerdir. Unuttuklarımızı yitiririz! Ancak daha önce incinmiş olanlar, hüzünlü bir gülüşün arkasına saklanarak güvende olmayı unutma acısına tercih ederler çoğunlukla...
İnsanların birbirlerini kolayca ve çabucak yargıladığı, kimsenin kimseye ayıracak vaktinin olmadığı, gözlerin sadece bayram etmek için baktığı, dünyanın bir "körler ülkesi"ne dönüştüğü, acının ve sevginin pazarlandığı zamanlarda yaşadığını fark etmek, hangi yaşta olursa olsun yaşlanmaya başlamaktır.