Devlet yönetimini yıkmak için düzenlenen bir komploda adı geçtiği için tutuklanan Dostoyevski’nin hapishane hayatını, gözlemlerini anlatan klasikle sizlerleyim.
Dostoyevski suçu itibarı ile kurşuna dizilecekken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilir. Sibirya’da geçirdiği bu 10 yıl boyunca türlü türlü olaylara tanık olmuştur. Roman tadında giden eser, okudukça ezilmişliğin, yalnızlığın ve en önemlisi umut duygusunun ne kadar güçlü hisler olduğunu anlıyorsunuz.
Eserde dikkat çeken ilk nokta hapishane hayatındaki paranın ve alkol kaçakçılığının vazgeçilmez olmasıdır. Parası olanın hep bir adım önde olduğu bir hayat düşünün. Parayla beraber hırsızlık had safhada. Alkol kaçakçılığı yapmayan nerdeyse yok. Parası olan dışarı bile çıkabiliyor gerekli şartlar oluştuğunda. Zaten yazarında en çok eleştirdiği nokta “adalet sistemi”ndeki haksızlıklar. Haksız yere hapis yatanlar bile var.
En çok dikkatimi çeken bölümler ise; yıkanmak için hamama gittiklerinde prangalarla kıyafetlerini çıkarmaya çalışmaları, Noel vakti geldiğinde hapiste değilmişçesine mutlu olmaları, temsili tiyatrolar yaparken ne kadar özgür hissettikleri ve dinlenme yeri olarak hastanede geçirilen vakitler. Hasta olmayanın bile hastanede yatmak için numaralar yapması.
Hastane bölümünü okurken çok etkilendim gerçekten. Biraz olsun insan gibi hissetmek onlar için paha biçilmez.
Ve diğer etkileyici nokta ise kırbaç cezaları. Bin, iki bin bazen 4bin kırbaç cezası çeken mahkumlar. Kırbacı az daha yavaş vurması için komutana verilen bahşişler. Buna rağmen komutanların kırbaç cezasını fanteziye çevirerek uygulamarı…
Dostoyevski’nin kalemine bir kere daha hayran kalmamak imkansız. Keyifli okumalar