Bir müzisyen düşünün: Uzun yıllar boyunca teknik mükemmeliyetin peşinde koşmuş. Notaları biliyor, parmak pozisyonlarını biliyor, armoni kurallarını biliyor. Ama bir gün sahnede, tüm o bilginin ortasında bir şeyin değiştiğini fark ediyor. Artık notaların arasındaki boşluklara kulak veriyor. O boşluklar, o sessizlikler müziğin kendisi kadar anlamlı hale geliyor. Çünkü müzik yalnızca seslerden değil, sessizliklerin seslerle kurduğu ilişkiden doğar.
Dil de böyledir. En derin şeyler çoğu zaman söylenmez. Söylenmez çünkü söylenemez. Ama bu söylenemezlik bir yetersizlik değildir. Bazı şeyler yalnızca gösterilebilir.