Eren

Alagözde, Başkomutanlık Karargâhı'nda endişe vardır. Halide Edip Hanım yangına körükle gitmek istemese de, daha fazla dayamamaz: "Ankara'yı da mı boşaltıyoruz Paşam? Muharebeyi kayıp mi ediyoruz?" Mustafa Kemal Paşa rahatlatıcı bir gülümsemeyle Halide Edip'e döner: "Hayır hanımefendi, meselenin özüne dikkatinizi çekerim. İlk maddede muharebenin Ankara'ya intikal etme ihtimalinden bahsediyorum. Yani bu, -gerekirse Ankara'ya, hatta daha geriye çekilir yine dövüşürüm, ama muharebeyi kaybetmem demektir. Biz kimseye Yunanları Haymanada durduracağız diye söz vermedik. Ankara da olabilir, Kırıkkale de, Sivas da. Ama durduracağız. Çünkü yenilmeye hakkımız yok. Savunduğumuz Türk'ün son ocağıdır"
Sayfa 160 - Kronik Yayınları
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ankara'dan yola çıkarılan, yeni kurulmuş 16ncı Tümen cepheye ulaşma telaşındadır. Tümenin 48. Alayı 1.100, 49. Alayı ise 800 kişidir. Cepheye varmadan lağvedilecek olan tümenin her iki alayı da Batı Cephesi Komutanlığı ihtiyatına alınacaktır. Beştepeler savunması sırasında 48. Alay'ın kumandanı Binbaşı Hasan Tahsin Bey de şehit olacak, ancak bu savunma Süvari Grubu'nun üç Yunan tümenini saatlerce oyalayarak kazandırdığı zamanın ne kadar hayati önemde olduğunu gösterecektir. Yunanlar baskın taarruz yaptıklarını sanmaktadırlar. Oysa karşılarındakı sarışın mavi gözlü kurt bu tuzağı fark etmiş, onlara sürpriz üzerine sürpriz hazırlamaktadır. İlkinin adı "3üncü Kafkas Tümeni" olacaktır.
Sayfa 135 - Kronik Yayınları
Alıntı
Akşam saat 18:00'da Sol Kanat Grubu Komutanı, 12. Grup Komutanına gönderdiği raporda "Süvari Grubunun tutunamayıp çekildiğini, bu kesimdeki boşluktan Kırgız Dağı'na doğru geçen düşman alayının bir alayla daha takviye edildiğini, hatta bu kolun daha gerisinin de gelmekte olduğunu, Seyitgazi doğusundaki Hacıbektaş tepelerini geri aldıklarını ancak burada kalmalarının giderek daha sakıncalı bir hal aldığını, çünkü kuşatıldıklarını ifade eder. Halit Bey'in ise cevabı aynıdır: "Direnin" Oysa 11 inci Tümende de çözülme başlamıştır. Halit Bey'in emri doğrultusunda bataryalara düzen vermek için topçuların olduğu sırta giden Sol Kanat Grubu Komutanı birliklerin çekilmekte olduğunu görür. Bu durumu duyan ve sol kanatta hâlâ normal bir muharebe olduğunu sanan Halit Bey'in tepkisi ise yine namına yaraşır niteliktedir: "Genel olarak subay ve erlerde son bir iki gün içinde moralin çok bozulduğunu görüyorum. Kayıtsız şartsız en küçük birlikten en büyük birliğe kadar her rütbedeki komutanlardan kesin olarak kıtalarına ve emrindekilere hakim olmalarını ve korkaklık gösterenlerin af edilmeyerek muhakkak idam edilmelerini isterim. Emrimi yerine getirmeyen kişilere karşı herhangi rütbe ve makamda olursa olsun tabancamı kullanarak duruma hakim olmak zorundayım. Tanrı ve görevim benden bunu istiyor. Diğer bir emre kadar erlerin yedirilmesi harp yükümlülüğü (tekâlifi harbiye) sureti ile sağlanacaktır. Bu emrin imza edildiği, her birlik komutanı tarafından bana bildirilecektir"
Sayfa 115 - Kronik Yayınları
Alıntı
Gerçekten de Türk Ordusu, Sakarya boyuna gelene kadar neredeyse haritasız, karargahların elle çizdiği krokilerle muharebe etmiştir. Ancak bu durumu cephe raporlarında fark eden Mustafa Kemal Paşa 22 Temmuz'da, yani daha Sakarya doğusuna çekilme emri verilmeden, İstanbul'dan getirttiği harita subaylarını derhal araziye göndererek Polatlı-Haymana bölgesinin 1:100.000 ölçekli haritasını yaptırır. Bu bile siperlerin işaretlenebileceği ölçekte bir harita değildir, ama Türk askeri artık kör dövüşmeyecektir.
Sayfa 37 - Kronik Yayınları
Alıntı