Eren

Başkomutan ve Milli Mücadele'nin beyin takımı sabaha kadar tartışırlar. Yakup Şevki Paşa'nın çekincelerine, sert münakaşalara rağmen 29 Temmuz 1922 sabahı taarruz planının saatini çalıştırarak çıkarlar Akşehir'deki karargâh binasından. Sarışın Kurt "kabul edilen plana göre, bütün taarruz hazırlıklarının 15 Ağustos'a kadar tamamlanmış olmasını emretmiştir. Üç buçuk senelik kan ve göz yaşının bedelini ödetmek, 11 aylık çalışmanın sonucunu almak için son geri sayım başlamıştır. Tek yapmaları gereken şey kalmıştır: Yaklaşırken avı ürkütmemek! Başkomutanın planda yaptığı son değişiklikle, Miralay Ali Hikmet (Ayerdem) Bey'in 2nci Kolordusunun da, 4ncü Kolorduyla birlikte, 1nci Ordu emrine girmesine karar verilir. 6 Ağustos 1922 günü İsmet Paşa 1nci ve 2nci ordu komutanlıklarına "asıl kuvvetlerle Akarçay-Ahır Dağları arasından düşmana taarruz etmek" üzere kesin ve hızlı hazırlıklara başlanması emrini verir.
Sayfa 200 - Kronik Yayınları
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gördüklerinden tek etkilenen Mustafa Kemal Paşa değildir. Sovyet Büyükelçi Semyon Aralov da askerlere hitap eden bir konuşma yapar: "Yiğit ve cesur askerler, size Kızılordu erlerinin savaş selamını getirdim. Gazi Mustafa Kemal Paşanız, Rus askerlerinin ve Sovyet halkının, topraklarından 14 ülkenin emperyalistlerini, bu arada Ukrayna'dan da Yunanları attığını ve kendi yurdunu kurtardığını söyledi. Rus işçileri ve köylüleri iktidarı ellerine aldılar ve yeni bir devlet kuruyorlar. Değerli dostlarım, sizin de yeni Türkiye'nin düşmanlarını yenmenizi, aziz yurdunuzu kurtarmanızı, İzmir ve İstanbul şehirlerini geri almanızı dilerim. Kızılordu sizin de yiğitliğinizle orduya ve bağımsız Türkiye'ye şeref kazandıracağınıza inanmaktadır."
Sayfa 152 - Kronik Yayınları
Alıntı
Yunan tümenlerinin genel çekilme istikameti Ankara-Eskişehir-Bursa hattıdır. Bu o güne kadarki tüm kesin sonuçlu harebelerin ana eksenini oluşturmuştur. Papoulas nasıl İnönü savunmaları ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sürecinde Eskişehir'in Ankara'nın anahtarı olduğunu, Türkler için kritik önem taşıdığını görmüş ve harekât planlarını buna göre yapmışsa, karşı saldırının da aynı eksen üzerinden olacağına inanmış olmalı ki, kuvvetlerinin önemli kısmını Sakarya'nın kuzey kolu ile Porsuk Nehri arasından batıya çekmektedir. Oysa bilmediği şey, Türk Ordusunda subaylar arasındaki konuşmalarda geçen bir ifadenin neredeyse istiklalin parolası haline gelmiş olduğudur: "Düşmanı İzmir'den denize dökmek" 1921 yılının sonuna gelirken Türk'ün kızıl elması ne Bursa'dır ne de İstanbul. Bütün zafer hayallerinin sonunda yollar İzmir'e çıkmakta, İzmir'e giden en kısa yolsa Afyon'dan geçmektedir. Ankara'daki sarışın kurdun aklından geçen de tam olarak budur; düşmanı Eskişehir'e doğru kovalıyor gibi yaparken, nispeten daha az kuvvetle tutunduğu Afyon'a baskın taarruz yapmak! 26 Eylül 1921 günü verilen emir üzerine 2nci, 3ncü ve 14nci süvari ile 6na ve 8nci piyade tümenleri yüzlerini Afyon yönüne çevirmiştir. Düşmana sezdirmeden, ağaçlıklar içinden, gece yürüyüşleriyle gizlice yaklaşacaklardır. O geceden on bir ay sonra, bugün de büyük bir gizlilik içinde,aynı topraklarda,ayakları üzengidedir.Bastıkları yeri görmeden, karanlığın en koyusu içinde 3.000 atlı, başlarında ise bir gazi kumandan, talihsiz ama kararlı, sık çam ormanının içerisinde hayaline, zafere yürümektedir.
Sayfa 21 - Kronik Yayınları
Alıntı
9 Eylül 1921,Cuma
2 Eylül de Ardıç Tepelerindeki muharebelerde Yunanlara esir düşen 8inci Tümenden 90 kadar Mehmet, Fettahoğlu Köprüsü yakınındaki Yunan 12. Tümen menzil noktasında tutulmaktadır. Onlar da Yunan muhafızlarındaki tedirginliğin farkındadır. Esaret altında olsalar da, düşmana verecekleri bir mesaj vardır; "Burası bizim vatanımız. Esir değiliz" Cuma namazını dikenli teller ardında, başlarında süngülü nöbetçilerle kılarlar. Aynı anda Ankara'da, Namazgâhtepe'de binlerce Ankaralının da duası esir Mehmetlerinkiyle aynıdır; "Allah'ım sen Kemal Paşa'yı ve ordumuzu muzaffer eyle". Bu esir askerler bir sonraki Cuma namazını muzaffer bir ordunun özgür askerleri olarak kılacaktır.
Sayfa 249 - Kronik Yayınları
Alıntı
28 Ağustos 1921, Pazar akşama doğru Ordu Karargahı'ndan gelen pusulayı okuyan Prens Andreas öfkeyle buruşturup fırlatır: "Lanet olsun!" Tanımlanamayan bir süvari birliği II. Kolordunun cephane ve gıda ikmalini sağlayan otomobil kolunu vurmuştur. Daha bir gün önce de Emirdağ'da kolordunun ekmek ihtiyacını sağlayan fırını havaya uçurmuş, kolordusunu iki gün boyunca aç bırakmıştır; "Türklerin süvari grubunu ve örtme tümenlerini biliyoruz, izliyoruz. İyi de, bu hayalet gibi bir anda ortaya çıkıp sonra kaybolan süvariler de neyin nesi?" Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'ndeki bozgundan sonra Sakarya'nın doğusuna çekilen Türk Ordusu özellikle cepheden silahlarıyla firar eden 30.000 asker nedeniyle ciddi anlamda sarsılmış, muharip gücü neredeyse 25.000 tüfeğe düşmüştür. Yunan Ordusu ise 76.000 tüfek, 284 top, 2.800 makinalı tüfek ve 18 uçak ile Ankara önüne gelmiştir. Bozgundan sonra bir ay gibi bir sürede Tekalif-i Milliye Kanunu ile ilan edilen kısmi seferberlik bu savaş makinesinin karşısına dikilecek ordunun tüfek mevcudunun yeniden 55.000'e çıkmasını sağlar. Sakarya Meydan Muharebesi başında ordu yeniden düzenlenerek yeni acemi askerlerle tecrübeli kıtalar harmanlanmaya, sağlam bir müdafaa hattı oluşturulmaya çalışılır. Buna göre düşmanı 23 Ağustos 1921 sabahı Sakarya Nehri boyunda 16 piyade ve 4 süvari tümeni ile 1 süvari tugayı karşılamıştır.
Sayfa 184 - Kronik Yayınları
Alıntı