Hakk'ın bilmesi ezelilimdir, Hakk'ın bildiği bu nizamın kendisi de aynı zamanda Hakkın ilmidir. Bu cihan bütün kanunlarıyla, hem Allah Teâlânın ilmidir ve hem de O'nun malumudur, çünkü Hakkın zâtı bütün eşyanın zâtını ezelden ebede kadar kuşatmıştır ve her şeyin zâtı O'nun nezdinde hazırdır. Bütün varlık âleminde bir varlığın O'ndan gizli olması mümkün değildir. O, her yerdedir ve her şeyledir:
"Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orasıdır." "Biz ona şahdamarından daha yakınız."
"O, evveldir, ahirdir, zahirdir, bâtındır.
O, her şeyi bilendir
Dolayısıyla bütün özellikleri ve kanunlarıyla cihanın kendisi, Allah'ın ilminin mertebelerindendir. İlmin bu mertebesinde, ilim ve malum aynıdır, iki tane değil, burada ilmin, farz edilen malum ile uyuşma ve uyuşmaması söz konusu değildir ve eğer böyle olursa Allah'ın ilmi, ilimdir yoksa şöyle olursa cehalettir denilemez.
İslam, Araplar arasında ortaya çıktı ve sonra İranlı, Hintli, Kıpti, Berberi ve diğer milletler İslam bayrağı altında toplandı. Bu kavimlerden her biri farklı milliyet, farklı ırksal ve kavmî özelliklere ve kendilerine has tarihlere sahiptiler. Araştırılması gereken şey, bu milletlerin yahut bazılarının sahip oldukları özelliklerin ve ayrıcalıkların mı İslam'ı asli yolundan saptırdığı, yoksa başka milletler arasında Avrupalılar gibi yayılması durumunda İslam'ın daha farklı bir noktada olacağı mıdır? Yahut Müslümanların genelinin bu açıdan bir etkileri olmayıp, İslam'ın ve Müslümanların başına ne geldiyse özel bir topluluk yüzünden, yani Müslümanların arasına nüfuz etmiş iki tabaka hükümdarlar ve âlimler yüzünden mi gelmişti?