Allah kavramından başka bütün öteki kavramlar objeleri ile "sınırlandırılmıştır".Yalnızca Allah "mutlak varlık" olarak düşünülebilir.Kendilerini yalnızca hiçbir objenin karşılayamadığı kavramlar düşünülebilir, Roma kentini hem var hem de yok bir kent diye düşenebiliriz.Oysa Allah'ı hem var hem de yok diye düşünemeyiz, çünkü Allah mutlak varlıktır.Zaten her akılcı bilgi bizi zorunlulukla, bu ontolojik kanıt cinsinden, hiçbir şekilde deneye dayanmayan bilgilere götürür.Her rasyonalist felsefede öyle bir kavram vardır ki yalnızca düşünmekle, kendisine karşılık olan objeyi anlamak mümkün olur.
Temsilcisidir. Önce Doğuda gelişen bu kültür, sonraları Batıya da geçmiş ve İspanya ile Fas'ta büyük bir etki alanı kazanımıştır.Nitekim Ortaçağın ilk yarısında tüm İspanyol kültürü tam anlamı ile İslâm kültürünün etkisi altındadır.
Aristocu unsurların İbni Sina'da Farabi'ye oranla, daha ağır basması bundandır.İbni Sina bir doğa bilgini olmasına rağmen, ilâhiyat ve felsefe de ilgi alanına girer.Nitekim Ortaçağın üzerinde tartıştığı tek sorun olan "tümeller" konusunu onda da buluyoruz.Fazla olarak İbni Sina'da bu konunun, Skolastiğin parlak döneminde doyurucu bir çözüm sayılan, bir formülüne de rastlıyoruz.